Van’da 2,5 Gün

Geçtiğimiz hafta sonu 27-29 Mayıs 2017 tarihlerinde 2,5 günlüğüne Van’a gittik. Cumartesi günü kızımın okul gösterisi olduğu için Pegasus’un İstanbul-Van 17:50 uçağı ile pamuk kedilerin kenti Van’a hareket ettik ve Pazartesi günü akşam 20:20 seferi ile de geri döndük.

Van’da Van Gölü canavarını göremedik ama, Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi, 7 Kiliseler denilen Yukarı Bakraçlı köyündeki Ermeni Kiliselerinin kalıntılarını, Nemrut Krater Gölü ve Dağını, gölde yaşayan tek endemik balık türü olan İnci Kefallerinin göçünü, Van Kalesini ve civarındaki camileri, Ahlat’daki kümbetleri, Selçuklu Mezarlığını, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi içindeki kedi evini, Van el sanatlarından olan gümüş takı üretim atölyesini ve baston üretim atölyesini gördük. Hepsi de bence görülmeye değer, mutlaka görülmesi gereken yerlerdi.

Van’ı yerel bir rehber eşliğinde dolaştık, böylece hem yeterince hızlı hareket edebildik, hem de gördüğümüz yerler konusunda bilgilenmiş olduk. Yerel rehberimiz konusunda bilgi almak isterseniz bana e-mail ile ulaşabilirsiniz.

Van’da genel olarak yollar rahat, ulaşım kolay, sadece Nemrut Dağı’na ve Yukarı Bakraçlı Köyü’ne giderken küçük minibüslerle gitmek gerekiyor, büyük araçlar köyün dar ve dik yollarından geçemiyorlarmış.

Güvenlik konusunda hiçbir problem yaşamadık, sadece belli noktalarda her il ya da ilçenin girişinde olduğu gibi polis/jandarma kontrol noktaları vardı.

Van’da pek çok İran’lı turist gördük, rehberimiz özellikle Ramazan ayı olduğu için sayının daha yüksek olduğunu söyledi.

Van’da beklendiğimden daha rahat bir yaşam gördüm. Restoranlarda kızlı erkekli gençler bir arada oturup, şakalaşıp yemek yiyordu. İftar saatinden sonra da sokaklarda ciddi bir kalabalık dolaşıyor, mısır, çekirdek, dondruma, yerel otlardan yiyip, sokak kafelerinde çay kahve içiyordu. Rehberimiz son iki yıldır terör nedeni ile turizmin oldukça azaldığını ama daha önce çok ciddi sayılarda turist ağırladıklarını anlattı. Belki de bu nedenle köylerde gördüğümüz halk bile oldukça rahat bir şekilde bizimle iletişim kurdu.

1800’lü yılların sonunda Van Kalesinin eteklerinde 4 bin Ermeni ve 4 bin Müslüman hanesi yer alıyormuş. Daha sonra çeşitli yangınlar, savaş ve göçler ile bölgede yaşan Ermeni nüfus neredeyse yok denecek kadar eski Van denilen bu yerleşim bölgesi de şu anda tamamen yıkılmış durumda.

Van Gölü yeryüzündeki en büyük sodalı göl, bu özelliğinden dolayı, gölde yaşan canlı sayısı oldukça az. Yerli halk büyüklüğünden dolayı göle deniz diyor. Yazları göl kenarında plajlar ve göl kenarındaki oteller açılıyormuş ve halk “denize girmeye” gidiyormuş.

Konaklama

Van’a vardıktan sonra şehir merkezindeki 4 yıldızlı Royal Berk Otel’de konakladık. Personel ilgili ve yardımseverdi, ancak kahvaltısı çok yetersizdi ve ürünler kalitesizdi. Ayrıca otel biraz eski ve bakımsız kalmıştı. Van’a tekrar gidecek olursam bu otelde kalmayacağım kesin! Ama Van’da başka pek çok otel var. Bizi gezdiren aracın sürücüsü Van Merkez’de yer alan Elite World ya da şehir merkezi dışındaki Merit Şahmaran ve Hilton Double Tree otellerini tavsiye etti.

Yeme İçme

İlk gün otelimize çok yakında yer alan ve yerliler arasında da çok popüler olan Kervansaray Kebapçısında yemek yedik, 2 çocuk, 2 büyük içecekler, çorba, salata ve kebaptan oluşan yemeğimiz için 85 TL ödedik. İkinci gün ise Van’da kadın girşimciler tarafından 6 ay önce açılmış Annemin Vefa Sofrasında Van’a özel lezzetlerin tadına baktık, burası oldukça temiz ve yemekleri lezzetliydi. Biz iki yetişkin ve2 çocuk için herşeyin azar azar tadına bakıp doyduğumuz yemeğe toplam 100 TL ücret ödedik. Bunların dışında Ramazan ayının ilk günleri olduğu için bazı restoranlar kapalıydı ve öğle yemeklerimizde açık bulabildiğimiz küçük işletmelerde tost, lahmacun gibi daha pratik yemekler yedik. Van Kalesi yakınındaki Atasoy gümüş ve kedi evi yanındaki fırın ve lahmacuncuyu tavsiye edebilirim. Ama Ramazan ayı dışında giderseniz, pek çok farklı yerlerde de yemek yiyebilirsiniz. Ayrıca mevsime göre inci kefali de Van’a özel lezzetlerden biri ama bizim kefal yiyecek uygun zamanımız olmadı. Van’da genel olarak hayvancılık yaygın olduğu için daha çok et yemekleri tercih ediliyor. Etler lezzetli ve iyi pişmiş oluyor. Van’a özel irmik helvası benzeri tatlılar kahvaltı büfesinde dahi yer alıyor. Bana çok tuzlu gelen Van peyniri mutlaka tadılması gereken ve alınması gereken şeylerin başında geliyor. Ayrıca sokaklarda satılan değişik otları da tadabilirsiniz. Biz örneğin hafif ekşi olan yayla muzu da denilen uşkun otunu (kuşkonmaz bitkisine benziyor) çok sevdik. Ayrıca Van’da çay çok önemli, mutlaka her yerde çay bulunuyor, biraz demli ve kokulu servis ediliyor, kafelerin camlarında “Kaçak Çay” yazıyor ve çay Erzurum’daki gibi kıtlama şeker ile içiliyor.

Alış-Veriş

Van’da peynir, tereyağ ve bağ turistik olarak satılıyor. Çarşı içinde pek çok yerde bulabilirsiniz.

Van’a özel el sanatlarından gümüş işçiliği ülkemizdeki diğer yörelerden daha farklı ve özellikli üretim yapılıyor. 4 farklı teknik ile Urartu motiflerini (güneş-tuşba, hayat ağacı vs) kullanarak gerçekten çok hoş takılar üretiliyor.

Urartu motifli kilimler de Van’dan alabileceğiniz bir diğer farklı ürün.

Ayrıca Van’da ağaç işçiliği ve baston üretimi de el sanatları arasında sayılıyor.

2 Günlük gezi süresince gördüğümüz yerler muhteşemdi. Gölün çevresini tamamen dolaştık.

Akdamar Adası ve Kilisesi

Van deyince ve Van Gölü deyince mutlaka herkesin aklına gelen ilk yerlerden biri Akdamar Adası olmalı. Hem üzerindeki muhteşem yapı, hem de doğası ile ada Van’da görülmesi gereken yerlerin başında yer alıyor. Zamanınız kısıtlı ise motor ile ulaşım süresini de düşünerek 2 saat ayırmanız gerekir, ama zaman sorununuz yoksa 1 günü de burada geçirebilirsiniz. Bizim gezimizde Mayıs ayı olmasına karşın, serin sularda yüzmeye alışkın olarak ada sahilinden göle girip yüzdüler.

Akdamar Adası’na Van’ın Edremit İlçesinden (Van’a yaklaşık yarım saat mesafede), ya da gölün farklı çeşitli noktalarından kalkan motorlar ile ulaşmak mümkün. Motor ücreti gidiş-dönüş kişi başı 15 TL, ancak yeterli yolcu olmazsa motorun toplam ücreti olan 250 TL’yi talep ediyorlar. Motor ile ulaşım da 20 dakika sürüyor. Ada üzerinde kilise dışında bol bol badem ağaçları yer alıyor, biz Mayıs ayında gittiğimiz için dalından oldukça lezzetli olan çağla koparıp yedik. Ayrıca Ada üzerinde yaşayan tavşanlar varmış ama biz görmedik. Ada’da sıcak-soğuk içecek, dondurma, tost vs ve hediyelik eşya satan bir kafeterya ve 2 seyir terası bulunuyor. Ücretli ama temiz bir wc’de var.

Ada üzerindeki Ermeni Kilisesinin tarihi ile ilgili internette pek çok bilgi mevcut, bu nedenle ben de uzun uzun yazmak istemedim, ama kilise 900’lü yıllarda yapılıyor. Ada üzerindeki yapılar öncelikle saray daha sonra kilise ve manastır olarak kullanılmış. 1895’e kadar Ermeni Patrikliği adada yer alıyormuş, daha sonra İstanbul’a nakledilmiş, 1918’de Ermenilerin bölgeyi terk etmesi ile boşalıyor, 2000 yılların başında restore ediliyor ve günümüzde Kültür Bakanlığına bağlı bir müze olarak ziyarete açık. Kilise yapısının iç duvarlarında Tevrat’dan sahneler ve manastırda yaşayan dönemin önemli din adamlarının resimleri yer alıyor. Dışında ise inanılmaz ince bir işçilik ile yapılmış İncil’den sahneler ve o dönemin yaşantısın anlatan kabartmalar yer alıyor.

 

Van 100.Yıl Üniversitesi Kedi Evi

Van 100.Yıl Üniv. bünyesinde, kedilerin beslendiği, bakımlarının yapıldığı, nesillerinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için kontrollü bir ortamda çoğaltıldığı bir bakım evi bulunuyor. Burada isterseniz düşük bir ücret karşılığı mama alarak, kedileri besleyebiliyorsunuz ve sevebiliyorsunuz. Kedilerin yatakhaneleri, yemek yedikleri yerler ve yeni doğmuş yavruların anneleri ile yaşadığı ayrı bölmeler bulunuyor. Ayrıca kedilerle ilgili hediyelik eşyaların da satıldığı küçük bir köşe var. Van kedileri bizim kızlar ve ekibimizdeki büyük küçük herkesin çok ilgisini çekti ve burada oldukça uzun ve keyifli zaman geçirdik. Tesis içinde ellerinizi yıkabileceğiniz bir lavabo ve temiz bir tuvalet de yer alıyor. Ayrıca kedilerin tüyleri kıyafetlerinize bulaştıysa temizlemek için kullanabileceğiniz yapışkanlı silindirlerden satılıyor. Evinize bir Van kedisi almak isterseniz de yine buradan bilgi alabiliyorsunuz. Kedileri sevmeseniz bile, dünyada sadece Van’da bulunan ve bu türü bu özel ortamda mutlaka görmeniz gerekir diye düşünüyorum.

Nemrut Dağı ve Nemrut Krater Gölü

Öncelikle hemen belirtelim, Adıyaman’daki Nemrut Dağı ve Bitlis İli sınırları içinde yer alan, bizim Van gezimizde gördüğümüz Nemrut Dağı’nın her ikisi de adını aynı hükümdardan alıyor. Bitlis’ deki Nemrut volkanı 3050m yükseklikte, en son 1400’lü yıllarda püskürmüş. Volkanın kraterinde pek çok göl bulunuyor, ancak bunlardan en çok ziyaret edilen, bilinen iki tanesi ve biri sıcak olan Küçük Göl soğuk suya sahip olan Büyük Göl. Krater civarındaki bitki örtüsü muhteşem. Özellikle ilkbahar aylarında yerli halk dağlardan ot ve farklı bitkileri toplayıp, bunları tüketiyormuş. Biz de Mayıs ayının son haftasında yaptığımız gezide, bu şekilde ot toplayan insanları gördük. Dağın üst kısımları, aynı Sicilya’daki Etna Yanardağı’nda gördüğümüz gibi simsiyah taşları ile kaplıydı. Buradaki taşlar Etna’dakilerden çok daha parlaktı. Rehberimiz bu taşlardan alabileceğimizi söyledi ve evdeki taş koleksiyonumuza bunları da eklemiş olduk. Dağda çocukların oldukça ilgisini çeken 2 olay da gölde bir su yılanı görmemiz ve bir uğur böceği çiftliğindeymişçesine çok sayıda uğur böceği bulmamız oldu.

IMG_7198

Büyük Göl’ün biraz ilerisinde ile küçük tepelerin yanlarında bulunan deliklerden çıkan buharları görebildiğiniz Buhar Bacaları yer alıyor. Bacalardan çıkan kükürtlü nemli havayı gayet net bir şekilde soluyabiliyorsunuz. Bu buharın bazı hastalıklara iyi geldiği de söyleniyor.

 

Başka bir yazıda da Van Kalesi ve Civarını, Selçuklu Mezarları, 7 Kiliseyi ve diğer gördüğümüz yerleri yazacağım.

 

Bir Cevap Yazın