
Çocuklarla seyahat ederken hem sizin daha az yorulmanız ve gezinizden daha fazla keyif almanız için, hem de çocukların daha fazla kazanım elde edebilmesi için bazı alışkanlıkları edinmiş olmaları gerekiyor. Mesela herhangi bir araca binildiğinde emniyet kemerinin takılması, müze gezerken koşulmaması, bağırıp çağırılmaması gibi.
Bazı gezilerimizde çevremizdeki insanlar için bunun gibi basit konuları çocukla yapabilmenin ne kadar zor olduğunu görüyorum.
Öncelikle çocuk aç, uykusuz ya da bir süre boyunca sizden beklediği/olması gereken ilgiyi göremediyse huysuzluk yapması, bu durumun olası sonucu olarak karşılanmalı ve öncelikle çocuğun ihtiyaçları giderilmeli.
Çocuğun başka bir ihtiyacı yoksa, emniyet kemeri takması hiç düşünmeden, çocuğa hatırlatma yapılmadan onun kendi kendine yapması gereken bir şey. Sadece kemeri takamazsa size bunu söylemeli ve yardım istemeli. Bazı aileler için bu davranışın ne kadar şaşırtıcı olduğunu biliyorum. Ama aslında olması gereken bu. Peki siz ve çocuğunuz bu duruma nasıl gelecek? Öncelikle çocuk hangi araca binerse binsin en küçük yaşından itibaren var olan emniyet kemeri herhangi bir soru, çekince olmadan doğrudan takılmalı ve çocuk bu davranış ile büyüdüğünde bu durum onun reflex olarak yaptığı bir harekete dönüşüyor. Robert MacKenzie’nin “Çocuğunuza Sınır Koyma” kitaplarında yazdığı gibi çocuklara sınırlara, kurallara ihtiyaçları var. Eğer kemer bazen takılıyor, bazen takılmıyorsa, hangi bazenler olacağına çocuğun karar vermesi gayet doğal karşılanmalı. Çocuğunuz kemer takıp takmayacağına değil, arabada hangi kitabı okuyacağına, hang, oyunu oynayacağına karar versin.

Diğer taraftan bunu siz kendiniz yapmıyorsanız çocuğunuzdan hiçbir şekilde beklemeyin.
Aynı şekilde müzelerde yüksek sesle konuşulmaz, koşulmaz, sessizce müzedeki diğer ziyaretçileri rahatsız etmeden izlenecek nesneler izlenir. Ama kemer hikayesinde olduğu gibi müzede sizin telefonunuz çalıyor ve siz rahatça konuşuyorsanız çocuk da bunu yapabilir. Ya da siz objeleri ellemeye çalışıyorsanız, çocuğunuz bunu mutlaka yapmak isteyecektir ve yapacaktır da, hiç şüpheniz olmasın.

Bir de bu davranışlar başka yerlerde hoş karşılanıyorsa uçakta, gemide, müzede de yapılması hoş karşılanmalı değil mi? Yani çocuğunuz evinizde ya da bir restoranda koşup, bağırıyor, yerlere yemekleri atıyorsa, bunu uçakta neden yapmasın?
Doğru davranışı erken yaşta kazanmak, ileride çocuğunuzun kendine olan saygısının, özgüveninin ortaya çıkmasını sağlıyor. Çünkü yapılması gerekeni, ya da yapılmaması gerekeni biliyor, çevredeki insanların böyle bir durum karşısında neler düşündüğünü, neler hissettiğini biliyor. Uçakta bir çocuk avazı çıktığı kadar bağırıyor, başka insanlar o tarafa bakıp gözlerini deviriyorsa (bu deyimi büyük kızımdan öğrendim), durumdan rahatsız olmakla birlikte, kendileri ile ilgili bir konu olmadığı için ve hatta diğer izleyicilerin bu durum karşısında kendi “uslu” duruşları karşısında yönelttiği takdir dolu bakışları gördüklerinde onların da kendilerine olan güveni, saygısı artıyor.
Bizim da zaman zaman sorun yaşadığımız bir konu da çocuklarla yemek yemek. Çünkü seyahatte çıktığınızda zamanınız her zamankinden daha değerli oluyor. Bu zamanı kahvaltı sofrasında 2 saat harcayarak geçirirseniz, geriliyorsunuz, bazı şeyleri kaçırıyorsunuz, gerginlik olunca aile içinde, gezi ekibinde huzursuzluk çıkıyor ve ne hayallerle çıktığınız gezi çekilmez oluyor. Çocuklar yemekte be kadar zaman kalınacağını bilmeli, o öğünde eksik yerse bir sonraki öğüne kadar başka bir şey yiyemeyeceğini bilmeli ve yemek alışkanlığını da böylece edinmeli.
İtiraf ediyorum, bizim kahvaltı sonrası gezimiz sırasında bir keyif kahvesi içmemiz, bizim kızlarımızın bu alışkanlığı kazanmasına engel oluyor. Hatta evde olduğumuz tatil günlerinde de eşimle hazırladığımız sabah kahveleri, yanındaki lokumlar, çukulatalar bizim kızların ara öğünü haline dönüşüyor ve kahvaltıyı iyi yapmazsan başka yemek yiyemezsin kuralını uygulamamıza engel oluyor. Bu da yazının alışkanlık nasıl kazandırılmaz bölümü oldu.