Üsküdar’a Giderken….

 

Üsküdar’a giderken Kız Kulesi’ni görüyoruz, büyük kızım Kız Kulesi’nin hikâyesini anlatmamızı istiyor. Aslında bildiği hikâyeleri tekrar tekrar dinlemek hoşuna gidiyor. Ben de hepimizin bildiği hikayeyi, kendi katkılarımla biraz daha zenginleştirip, onlar için daha da ilginç hale getirip uzun uzun anlatıyorum. İlgiyle dinliyorlar ve daha önce duyduklarıyla karşılaştırıp, benim katkılarımı da test ediyorlar. Bir tarafta Kız Kulesi, biz tarafta Üsküdar Deniz Feneri, Boğaz, Üsküdar’daki kalabalık ve farklı insanları seyretmeye doyamıyorlar.

Bu hafta sonu Cumartesi günü sabahtan işlerimiz vardı, ama işlerimizi bitirdikten sonra yine kısa bir İstanbul tecrübesi yaşayalım istedik. Öncelikle Üsküdar’a gittik ve 1933’den beri faaliyette olan tarihi Kanaat Lokantası’nda öğlen yemeğimizi yedik. Ailedeki herkes kendi damak zevkine uygun yemeği, görerek ve aşçılara sorarak seçti, sonra da afiyetle yedi. Tüm yemekler gayet lezzetliydi ama irmik helvasına değinmeden edemeyeceğim. İrmik helvası ailemizin küçük üyelerine çok güzel geldi, “ılık ılık irmik helvası çok güzel, içimi ısıttı” diyenler oldu.

Öğlen yemeğinde karnımızı güzelce doyurduktan sonra, soğuk İstanbul havasını Üsküdar’da içimize çekerek Beşiktaş motoruna bindik. Motorcuların dediği gibi 5 dakikada Beşiktaş’a vardık.

Beşiktaş’ta ilk durağımız Saray Koleksiyonları Müzesi oldu. Müze TBMM’ye bağlı müzelerden, bu nedenle müze kart geçmiyor, Tam Bilet 5, öğrenci 2,5 TL, 7 yaş altı çocuklar için ücretsiz. Pazartesi günü dışında her gün 09:00-17:00 saatleri arasında ziyarete açık. Müzenin girişi lüks otel Sangri-La ve Başbakanlık çalışma ofisinin ortasında kalıyor. Bu otel yapılmadan önce, eski tütün deposu binası yıllarca yıkıntı halinde durdu, Beşiktaş’ı ve Beşiktaş’tan Anadolu yakasına geçenler bilirler, önünde 112 nolu Beşiktaş-Bostancı otobüsü kalkardı. Üniversitedeyken orada epeyce otobüs beklemiştim. Bu yapının yerinde şimdi Hong Kong’un lüks otel zinciri yer alıyor. Müzenin sağında lüks otel, solunda başbakanlık çalışma ofisi olunca, bölge çok yüksek bir güvenlik seviyesinde korunuyor. Bu nedenle polis barikatından ve demir bariyerlerden dolayı müzenin girişini göremeyebilir, bulamayabilirsiniz, gözünüz açık, müzeyi arayarak yolunuza devam ederseniz, polislere de müzeye geldiğinizi söylerseniz, müzeye ulaşabilirsiniz.

saray koleksiyonları

IMG_0995.jpg

Müze binası Dolmabahçe sarayında mutfak ve erzak deposu olarak kullanılmış. Müzenin ilk giriş bölümünde zemindeki camın altında tarihi mutfağın canlandırıldığı müzeye girer girmez görebilirsiniz.

Saray eserleri bölümüne geçmeden önce, müzenin giriş bölümünde geçici sergiler açılıyor, ben daha önce gittiğimde bir hat sanatı sergisi vardı, bu sefer ise Mim Sanat Atölyesi’nin Katı’ Sanatı ile Yazıyorum sergisi yer alıyordu. Ben daha önce kaatı (kağıt oymacılığı) sanatına ait bir eseri bu kadar yakından görmemiş, tanımamış ve öğrenmemiştim. Türk el sanatlarından, ebru, hat, tezhip yaygınca biliniyor ve yapılıyor, ama kaatı sanatı biraz saklı kalmış. Kâğıtların, çok çok minik minik kesilmesi ve gerekiyorsa muhallebi denilen elde yapılan tutkal ile yapıştırılması ile ortaya çıkıyor. Bu eserleri ortaya çıkarmak için insanda peygamber sabrının da ötesinde bir şey olmalı. Ayrıca, bu sabrın yanında büyüteç gibi görebilen gözlere ve mikron ölçüleri tutabilecek hassasiyetle çalışabilen ellere sahip olmalı. Bu eserleri ortaya çıkarabilen kişiler bizler gibi sokakta yürüyemez, yemek yiyemez, yatıp uyuyamaz diye düşündüm. Bu eserleri ortaya çıkarmak için, ancak bu amaçla tasarlanmış, insanüstü robotlar olması gerekir diye düşünmeden edemedim. Fırsatınız olursa mutlaka Beşiktaş Saray Koleksiyonları Müzesi’ndeki sergiyi ya da başka yerlerde açılan kaatı sanatı sergilerini mutlaka gidip görün, siz de benim gibi hayran kalacaksınız.

Saray Eserleri Müzesinde tek ve genişçe bir salon ve bu salanda Dolmabahçe, Yıldız, Beylerbeyi Sarayları gibi saraylardan ve Ihlamur Kasrı, Küçüksu Kasrı gibi kasırlardan getirilen eşyalar sergileniyor. Müzede, saraylarda kullanılan aklınıza gelebilecek her şey var. Objeler daha çok 19. Yüzyıla ve Osmanlı Devleti’nin son hükümdarları ya da aileleri tarafından kullanılan, saraya getirtilen eşyalardan oluşuyor. Çocuklara ait, kıyafet ve yorgan, yastık takımları, oyuncaklar, saraya ait her türlü mutfak ve banyo eşyası, kitaplar, film makineleri, santral ve telefon makineleri, koltuklar, dolaplar gibi farklı farklı pek çok eşya bulabilirsiniz. Kızlar eserlerden oldukça etkilendiler. Her koridorda kendileri için farklı, bilmedikleri ama görünce onlarda merak uyandıran bir şeyler buldular. Onların bu öğrenme serüveni bizleri de çok mutlu ediyor. Merak etmeleri, soru sormaları, eserlerin yanlarındaki açıklamaları ilgiyle okumaları ile ne kadar büyüdüklerini bir kez daha anlıyoruz ve çocuklarımızda gurur duyuyoruz.

Çocuklar gibi bazen bizler için de bu geziler öğrenme fırsatı oluyor. Türk kahvesi sunum seremonisinin bir parçası olan puşideyi ben ilk defa bu müzede görmüştüm.  Benim gibi kahve meraklısı biri için bu çok değerli bir bilgi. Bildiğiniz gibi kahve içme kültürü ve kahve servisi Türk toplumunda çok önemli, sarayda da böyleymiş, günümüzde hala daha bu estetik alışkanlar devam ediyor. Puşide, kahve servisi yapılırken serilen büyükçe bir örtü. Kahvenin özel bir örtü üzerinde servis edilmesi gerekiyor, doğrudan tepsi ile ya da masanın üzerine fincanın konması ile içilemiyor. Bu özel örtü kahve servisi yapılmadan önce seriliyor ve kahve bu örtü üzerinde servis ediliyor. Puşide, Fransızca örtü anlamında gelen bir kelimeden dolayı Osmanlı’da da kullanılmaya başlanmış. Ayrıca bu kelimenin araştırınca tabutların ya da türbelerin üzerine konulan örtüler için de kullanıldığını öğrendim, ama benim müzede gördüğüm kahve servisi öncesi serilen puşide’idi.

Müzede bizim çok ilgimizi çeken eserlerden bazıları, porselen yemek takımları, porselen sefer tası, zamanın buzdolabı olarak kullanılan yalıtımlı, içi metal kaplı tahta dolaplar, ecza dolabı, film makineleri, dev tartılar gibi eşyalar oldu. Türk el sanatı olan eserler dışında, saraylarda her gün kullanılan  neredeyse tüm eşyalar Avrupa’dan ithal edilmiş. Bunları görünce, Yalova’daki Yürüyen Köşk’de gördüklerimi hatırladım. Yürüyen Köşk için satın alınan ürünlerin hepsi ithal olduğu için, Atatürk derhal Paşabahçe, Sümerbank gibi üretim yapacak işletmelerin kurulmasını istiyor ve kendisi de sürece finansal destek olmak dâhil her türlü desteği veriyor. Keşke bu yaklaşım Atatürk’ten önce de uygulansaymış da, halkımız o dönemde bu kadar geri kalmasaymış diye düşünmeden edemiyor insan.

Saray Koleksiyonları Müzesini gezmek yaklaşık 1 saat kadar sürüyor. Müze, rahat konforlu bir müze, dinlenmek için pek çok koltuk-bank bulunuyor. Beşiktaş’ta biraz zamanınız olursa mutlaka uğrayın, ülkedeki her şeye rağmen Osmanlı Sarayının ne kadar zengin olduğunu görün, sarayın zenginliği ile siz de kendinizi, ruhunuzu zenginleştirin.

Saray Koleksiyonları Müzesinden sonraki durağımız ise hemen 2 yan binadaki Beşiktaş Deniz Müzesi.

IMG_1011Tabi ki, iki güzel bir müze gezisinin arasında, biraz dinlenmek ve keyifli bir kahve molası vermek gerekiyor. Kahve ile yorgunluğunuzu attıktan sonra heyecanla yeni müzeyi gezmeye başlayabilirsiniz. Müze’de tüm öğrenciler ücretsiz, yetişkinler 8,5 TL ödeyerek müzeyi gezebiliyorlar. Müze Pazartesi hariç diğer tüm günler 09:00’da açılıyor, hafta içi 17:00’de, haftasonu 18:00’de kapanıyor. Ayrıca Deniz Müzesi içindeki konser salonunda pek çok konser oluyor ve müze farklı sergilere de ev sahipliği yapıyor.

IMG_1088

Deniz Müzesi’nin giriş katında “Bord” kafe var, yiyecek ve içecek farklı şeyler bulabilirsiniz. Biz karnımız tok olduğu için sadece içecek bir şeyler aldık ama içerisi oldukça kalabalıktı ve menüleri de zengindi. Sadece bizi rahatsız eden şey, kafenin gürültüsü oldu. Çok kalabalık olduğu için ve dekorasyonda sesi emecek hiçbir malzeme kullanılmadığı için, camlardan, metal tavandan, mermer zeminden yansıyan ses tekrar tekrar kulağınıza geliyor ve sizi biraz yoruyor. Müzenin girişinde bir de küçük ziyaretçiler için bir oyun odası yer alıyor, deniz ile ilgili farklı oyuncaklar ile çocukların ilgisini uyandırıyor.

IMG_1040

Sabah evden çıkmadan önce Deniz Müzesi’ne gidelim diye konuştuğumuzda küçük kızım tabi gemi müzesine gidelim, ben görmek istiyorum demişti. Biz deniz müzesi demişken o neden gemi müzesi diye cevap verdi anlamamıştık ama aslında haklı. Siz de Deniz Müzesi deyince aklınıza deniz ile ilgili her şey gelmesin. Müzede sergilenen eserler Osmanlı Devleti’nin son döneminde kullanılmış, deniz araçları ve özellikle de hanedan tarafından kullanılmış olan saltanat kayıkları. Burada da önceki müzeden aklımızda kalan izlenim, artarak devam ediyor. Ülkenin tüm ekonomik ve siyasi sorunlarına rağmen, çok büyük bütçeler ile yapılan, gösterişli, saltanatın abartılı zenginliğini ortaya koyan kayıkları gözlerimiz kamaşarak izliyoruz.

Bu müzenin bir ilginçliği de 1891 yılında İstanbul’da tasarlanan ve ilk müze binası olması. İstanbul’da bu müzeden sonra oldukça uzun yıllar yeni bir müze binası inşa edilmemiş. Bu bina Müze-i Hümayun (Arkeoloji Müzesi) olarak tasarlanmış. Deniz Müzesi ise öncelikle Kasımpaşa’da açılmış, ancak 1930’larda savaş ve güvenlik nedeni ile kayıklar hariç diğer eserler Ankara, Niğde, Eskişehir gibi yerlere taşınmış. 1946’da savaş sona erince eserler tekrar İstanbul’a taşınmış, önce Kasımpaşa’da, sonra Dolmabahçe’de, son olarak da Beşiktaş’ta sergilenmeye başlanmış.

Bu tarihi bina şu anda restore ediliyor ve kapalı, ama açıldığı zaman Atatürk Salonu, Osmanlı ve Cumhuriyet Donanması, Silah Koleksiyonları, Deniz Haritaları ve Seyir Aletleri de bu binada sergilenmeye başlayacakmış.

Müzede saymadım ama toplam 40 civarında, 10-12 tanesi çok çok gösterişli olan saltanat kayığı sergileniyor. Bu kayıklar her biri farklı bir hanedan üyesi tarafından kullanılmış çok ihtişamlı kayıklar. Uzunlukları 300 metreden fazla ve 25-30 kürekçinin asıldığı kayıklar. Düşünün siz deniz yolu ile bir yerden bir yere gitmek istiyorsunuz, ya da sadece deniz havası almak istiyorsunuz, 30 kişi sizin için kürek çekiyor, ayrıca dümenciler, halatçılar gibi diğer hizmetliler de cabası. Günümüzde iş hayatında verimlilik çalışmaları yapanlar iyi ki o dönemde yaşamamışlar.

Verimsizlik bir yana, her bir kayık, bu kayıkların her birindeki kürek ve kürekler üzerindeki resimler, kayıkların bordalarındaki motifleri, desenleri, tahta oymacılığı, kayık üzerindeki açık ve kapalı tahtlar, kabinler, minderler, kayıkların başındaki ve kıçındaki altın varak kaplamalı figürler hepsi inanılmaz bir işçilik ve sanat eseri. Saltanatın gücünü ve zenginliğini ortaya seren bu eserlere hayran kalmamak elde değil.

Müzenin belki de en değerli eseri ve en görkemlisi tarihi bir kadırga. Her küreği 3 kürekçinin çektiği, 24 sıra sağlı-sollu kürekleri olan toplam 144 kürekçi ile hareket eden kadırga. Yaklaşık 400 yaşındaki bu kadırga, IV. Mehmet tarafından kullanılmış ve dünyada orijinal olarak korunan en eski kadırga olma özelliği taşıyor.

Müzedeki kayıkların sayısı, kullanılan malzeme ve de sanatsal değerleri ile müze bugün dünyada kendi alanında eşi benzeri olmayan bir tarihi ve görsel bir şölen.

IMG_1043

Müzede bunun dışında Osmanlı Donanmasına ait savaş gemilerinin, zırhlıların da bazılarının hikâyeleri anlatılmış. Yakın bir zamanda HC Amstrong’un Bozkurt romanında da okuduğum bir bilgiyi, bu müzede de teyit etmiş oldum. Osmanlı Donanması’ndaki gemiler bazen Trablusgarp limanında bekletilmiş, ya da en ihtiyaç duyulan zamanlarda, ülkeyi en fazla korumaları gereken zamanlarda Haliç’de zincirli olarak çürütülmüş. Sonrasında da sökülmek üzere başka ülkelere satılmış. Bu gemilerden geriye kalan sadece bazı süsleme parçaları ve armaları müzede sergileniyor.

Ayrıca, Müzenin giriş bölümünde Osmanlı Donanmasını yöneten Kaptan’ı Deryaların büstleri sıra ile sergileniyor. Bir de Cumhuriyet Dönemimizin en bilinen yatı Savarona’nın filikaları da sergilenen deniz araçları arasında.

IMG_1016IMG_1015

Bir müze ziyaretimizi de yine hayranlık içinde, görerek, düşünerek, öğrenerek bitirmiş oluyoruz.

IMG_1089Dönüş yolunda yine Üsküdar’a motor ile geçip, büyük marketler yerine Üsküdar Çarşı içinde ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Baharatçılar, balıkçılar, şarküteri dükkanları, lokmacılar hepsi ayrı bir lezzet, ayrı bir zevk veriyor.

 

 

Eğer siz de çocuklarınızla 3-4 saatinizi keyifle, öğrenerek, düşünerek, tarihi ve sanatı yaşayarak geçirmek isterseniz bizim rotamızı takip edebilirsiniz.

Benim dersimi çalıştığım bazı internet adresleri aşağıdaki gibi:

http://www.millisaraylar.gov.tr/portalmain/Museums.aspx?MuzeId=3

http://denizmuzesi.dzkk.tsk.tr/tr

http://www.arkitera.com/proje/2784/http—arkivcomtr-proje-istanbul-deniz-muzesi-2784

 

 

Bir Cevap Yazın