Geçtiğimiz hafta sonu yine aynı anda pek çok farklı özelliği barındıran, tarihi, coğrafi, stratejik önemi büyük kentimiz Edirne’ye gittik. Edirne’ye ne zamandır gitmek istiyorduk ama bir türlü program yapamıyorduk. Bu hafta sonu Edirne’de topluma hizmet amacıyla kurulmuş Rotary organizasyonunun, uluslar arası dostluğu geliştirmeyi hedefleyen Balkan gecesine davet edildik. Edirne Rotary Kulübü tarafından organize edilen bu dostluk gecesine, Yunanistan ve Bulgaristan’daki Rotary Kulüpleri ile ülkemizdeki Rotary Kulüpleri katıldı. Biz de hem bu büyük organizasyona katılmak, hem de ne zamandır görmek istediğimiz Edirne için bu fırsattır diyerek doğru yola koyulduk.

Edirne’ye İstanbul’dan karayolu ile yaklaşık 3 saatte ulaşılıyor. Daha önceki tren ile Bulgaristan gezimiz sırasında tecrübe ettiğimiz gibi Edirne’ye tren ile de gidebilirsiniz.
Edirne, Trakya’daki en büyük kentimiz, sınır kentimiz, Avrupa’ya açılan en büyük kapımız. Bu kültürel ve ticari yol üzerinde olması nedeniyle bugün olduğu gibi tarih boyunca da hep önemli bir merkez olma özelliğini sürdürmüş. Bu özelliği ile kültürel olarak her zaman tutuculuğun karşısında, rahat, hareketli ama buna karşılık insanı hiç germeyen, aksine huzurlu bir şehir olarak yaşamaya devam etmiş. Osmanlı dönemi öncesinde de önemli bir yerleşim olarak hep dahil olduğu medeniyetlerin en önemli merkezlerinden olmuş.
Edirne, bana Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bursa’da Zaman şiirini hatırlattı. Bence Edirne ve Bursa birbirine hiç benzemiyor ama bu şiirin ruhu bence Edirne’ye daha yakın geldi. Şehrin içinden geçen Meriç ve kuvvetli kolları, Anadolu’yu Avrupa’ya aktaran kentte asırlardır su ve zamanın birlikte akmasını sağlamış.
Edirne’ye gitmeden önce ben de, çoğu gezgin gibi internetten bulabildiğim yazıları okumaya çalıştım. Bu amaçla genellikle resmi siteleri, Kültür Bakanlığı’na, Valilik ve Belediyelere ait siteleri okumaya çalışıyorum. Ama Edirne’de çok farklı bir durum ile karşılaştım, Edirne Vergi Dairesi’nin özellikle Edirne Camilerini anlatan, ama bunun dışında Edirne’deki hemen tüm tarihi yapılara yer verilmiş olan çok zengin bir sitesi var. Bir taraftan böyle bir uuupuzun bir kaynak hazırlanmış olması tabiki çok güzel ama vergi dairesi neden mali hizmetler dışında bu işlere de bakıyor onu anlayamadım. Keşke bu konudaki tüm enerji tek bir kaynakta olsa, 1 tane ama gerçekten esaslı, çok kapsamlı bir doküman ve hizmet olsa, toplum olarak emeklerimiz bölündükçe küçülüyor ve değersizleşiyor. Bu konuya da değinmeden geçemedim.
Edirne’de görülecek o kadar şey varki, bizim zamanımız görmek istediğimiz yerlerin hepsini görmeye yetmedi, ama gördüklerimizi sizlere anlatabilirim. Başınızı kaldırdığınız her noktada tarihi bir cami, hamam, eski ahşap ama çok estetik bir bina ya da farklı bir eser görebiliyorsunuz. Bu eserlerin hepsini görmek için ancak Edirne’de uzun bir süre yaşayıp, zamanınızı bu işe adamanız lazım. Bizim gibi kısa süreli gidebilenler için görülecek yerleri sıraya dizip, en baştan başlayıp, yetiştiği kadarını birinci ziyarette, kalanları da daha sonraki yolculuklara bırakabilirsiniz.
Bizim şansımıza hava çok güzeldi, Mart başı olmasına rağmen ilkbahar Edirne’ye bizimle aynı anda ulaşmıştı. Hava güneşli ve 20C civarındaydı, hiç üşümeden ince montlarla rahat rahat dolaştık. Ama bir bakıma da şanssızdık, çünkü ilkbahar bizimle birlikte gelmeden önce, geçen hafta Edirne’yi şiddetli yağmurlarla epeyce ıslatmıştı. Bu nedenle Saray İçi tarafındaki bazı yerler hala sular altındaydı, görmek istediğimiz bazı yerleri ancak uzaktan görebildik.
Edirne’nin merkezindeki tarihi mekanların hepsi yürüme mesafesinde ve birbirine birkaç yüz metre uzaklıkta. Bu nedenle hiç araca ihtiyaç duymadan rahatlıkla tüm önemli tarihi eserleri görebilirsiniz. Ayrıca pek çok yerde ya araç trafiğine kapalı alan bulunuyor, ya da geniş kaldırımlar. Bu anlamda da şehircilik bakımından Edirne iyi bir yerde duruyor.
Edirne’de konaklayacak güzel, yeni oteller var. Biz Margi Otel’de kaldık, ama şehirde büyük bir Ramada Otel de varmış. Bunun dışında da butik oteller mevcut. Biz kaldığımız otelden oldukça memnun kaldık, odalar büyük ve yeniydi. Kahvaltı çeşitli, lezzetli ve doyurucuydu. Hem resepsiyondaki, hem de kattaki personel de çok güler yüzlü ve yardımseverdi. Margi Oteli herkese tavsiye ederim.
Edirne’de Yemek
Edirne’de çarşı içinde pek çok yerde irili ufaklı restoranlar bulabilirsiniz. Edirne’ye gidince mutlaka Edirne ciğeri yemek gerekir. İncelik dilimler halince kesilen ciğer, unlandıktan sonra çok kızgın yağda kızartılıyor ve cips gibi oluyor. Gerçekten lezzetli, çıtır çıtır yedikçe insanın daha fazla yemek istediği bir lezzet. Ciğerin yanında yağda kızartılmış, kurutulmuş biber de geliyor, tabiki acı. Edirne ciğeri ile olduğu kadar süt ürünleriyle de ünlü, Ezine peyniri, tüm restoranlarda olan bıçakta kesilen yoğurdu ciğerin yanında tatmak lazım. Biz ciğerimizi bize çok tavsiye edilen çarşının içindeki Niyazi Usta’da yedik, çok da memnun kaldık, ama Eski Cami ve Saraçlar Caddesi arasında, trafiğe kapalı alanda bulunan pek çok ufak restoranda ciğer bulabilirsiniz.
Bir de Edirne’nin ünlü köftecisi Köfteci Osman’da köfte yedik, köftecide de ciğer yapılıyor bu arada. İsterseniz biraz köfte, biraz da ciğer birlikte yiyebilirsiniz.

Her iki restoranda da acı sos, piyaz, salata, soğan, yoğurt ciğer ve köftenin yanındaki tamamlayıcı lezzetler. Tatlı olarak da peynir tatlısı, traliçe (burada bizim tirileçe dediğimiz tatlıya traliçe diyorlar) ve tahinli hayrabolu tatlısı da yemeğin üzerine ağırlığınızı bir kat daha artırıyor. Benim favorim peynir tatlısı, küçük kızımınki traliçe. Herkesin damak zevki farklı, hepsini sırayla tatmak lazım…
Ne yerseniz yiyin, yanında hardaliye için. Hardaliye üzüm suyunun hardal ve çeşitli baharatlar ile farklı bir lezzete büründüğü ekşi-tatlı, nahoş kokulu bir meyve suyu. Herkesin zevki farklı, hardaliyenin de içimi çok farklı. Ben iki ayrı marka hardaliye içmeyi denedim. Biri Karlıbağ, diğeri de Arda marka, Karlıbağ’ı daha çok beğendim, hatta bayağı beğendim. Bu arada söylemeliyim bir Egeli ve aileden bağcı olarak üzün suyu içmeyi çok severim. Ama gerçek-yaş üzümden yapılanı. Dediğim gibi çok farklı bir tat, Edirne’ye gelince mutlaka denemek gerekir.
Üzüm suyu olup da, üzüm suları şaraba dönmez mi? Tabiki, Edirne’de yerel şarapları da deneyebilir ve alabilirsiniz. Bize tavsiye edilen yine çarşı içinde kendi bağlarından topladıkları üzümlerden şarap yapan Arda markası oldu. Küçük bir dükkanda sadece 8-10 çeşit şarap bulunan çok butik bir dükkan. Fiyatları da oldukça makul, şarap severlere tavsiye ederim.
Edirne deyince, badem ağaçları ve dolayısıyla yapılan bademli tatlar da midemizi de bol bol da ruhumuzu doyuran lezzetler. Badem ile yapılan kavala kurabiyesini Edirne’de hem orijinali gibi ay şeklinde yapıyorlar, hem de minik minik küp şeklinde yapıyorlar. Bademli diğer bir tat da vazgeçilmez badem ezmesi. Bademi çok seviyorum, badem ezmesini de, kavala kurabiyesini de. Kendimi çok obur hissettim.
Bademli lezzetleri artık ciddi bir fabrikasyon üretim haline gelen şehirde 8 mağazaları olduğunu söyleyen Keçecizade’den alabilirsiniz. Ama çarşı içlerinde pek çok irili ufaklı dükkanda hem bu marka hem de farklı markalarda badem ezmesi ve kurabiye bulabilirsiniz.

Ayrıca camilerin önünde Osmanlı macunu satan seyyar satıcıları da görebilirsiniz. Biz geleneksel abur-cuburları seven bir aile olarak bol bol macun, pamuk şeker ve kestane kebap tükettik.
Alışveriş
Edirne aynalı süpürgeleri ile ünlü, bildiğimiz eski tip süpürgelerin üzerine eskiden gelinler ayna bağlarmış, böylece evi süpürürken kayınvalideleri kendilerine bakıyor mu diye gözlerlermiş. Turistik eşya satan dükkanlarda, Türkiye’nin her yerinde görebileceğiniz Çin malı ürünler dışında bu süpürgelerden de görebilirsiniz.
Ayrıca yine Edirne’ye özel bir başka ürün de, Osmanlı saray zamanından bu yana üretilen meyve kokulu ve meyve şeklindeki sabunlar. Bu sabunlar hem kokuları ile, hem de canlı renkleri ve gerçek meyveye benzerlikleri ile çok albenililer. Sabun satıcılarının tezgahları, çok iyi kalite meyve satan manav dükkanları gibi gözüküyor.