Edirne’de bir hafta sonu

Biz Edirne’de 2 gün geçirdik. İlk gün şehir merkezini ve buradaki tarihi yapıların bir kısmını gördük. İkinci gün ise şehir merkezi dışındaki alanları ziyaret ettik.

Edirne deyince herkesin aklına Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği Selimiye Camisi gelir. Biz de şehir gezimize bu ulu, anıtsal yapıdan başladık. Selimiye Camisi konumu itibari ile şehrin her yerinden görülebilen bir noktada. Edirne deniz seviyesinde çok geniş bir düzlüğe kurulmuş bir şehir ve bu düzlükteki belki de en yüksek noktalardan biri Selimiye Camisi’nin bulunduğu yer. Selimiye Camisi yapılmadan önce burada büyük bir saray varmış, daha sonra sarayın yerine cami inşa edilmiş. Caminin önünde şu anda farklı bir tarihi esere yönelik bir kazı çalışması yapılıyor. Selimiye Camisi’ne karşıdan baktığınızda sizi büyülemesi gerekiyor ama kazı alanının çevresindeki inşaat paravanları nedeniyle maalesef bu duyguyu hissedemiyorsunuz. Umarım kazılar biran önce biter ve bu büyük alan hem ziyarete açılır, hem de kentin güzelliğini daha fazla bozmaz.

Selimiye Camisi-Edirne

Selimiye Camisi büyük, oldukça heybetli bir cami, kubbesinin toplam ağırlığı 2bin tonmuş. Buradan ne kadar büyük olduğu hayal edilebilir. Mimar Sinan ustalık eserim dediği camiyi yaptığı zaman kendisi 80 yaşının üzerindeymiş. Bu yaşına kadar, ülkenin pek çok farklı yerinde yaptığı eserler göz önüne alındığında, yeteneği, ustalığı ve edindiği tüm tecrübe ile bu mühendislik harikasını nasıl ortaya çıkardığı anlaşılıyor. Selimiye Camisi’nin mimari özellikleri, çini, mermer, ahşap süslemeleri konusunda sayfalarca bilgi bulabilirsiniz. Bu bilgilerden de ne kadar özel bir eser olduğu anlaşılabilir.

Caminin altında, Anadolu’da Osmanlı döneminde yapılan diğer camiler gibi bir çarşı yer alıyor. Caminin masrafları bu çarşıdan elde edilen gelir ile karşılanıyor. Demek ki, büyük, ünlü, çok ziyaret edilen, çok sevilen Alışveriş Merkezi tasarımlarımızın tarihi o devirlere dayanıyor.

Biz Edirne’de Selimiye Camisi dışında 2 cami daha gördük. Birisi Eski Cami, diğeri de Üç Şerefeli Cami.

Bu iki cami de, Selimiye Camisi gibi çok özel eserler. Selimiye Camisi 1575 yılında tamamlanmış, Üç Şerefeli Cami 1447 yılında, Eski Cami ise 1414 yılında bitirilmiş. Ben üç eserden de çok etkilendim.

Üç Şerefeli Cami, bence Türk-Osmanlı mimari geleneğinde modern mimarinin başlangıcı, mimar değilim, hatta bu konuda hiçbir uzmanlığım yok ama şunları dinleyince eminim siz de yanı şeyleri düşüneceksiniz. Caminin 4 tane minaresi var, bunlardan üç minare de birbirinden yükseklik, genişlik ve süslemeleriyle farklı. Gerçi hepsi aynı anda yapılmamış ama yine de bu eklemeler ile özel ve farklı olmuş. Caminin ilk ve orijinal minaresi 3 şerefeli, yani minaresi 3 katlı denilebilir, cami ismini de bu özelliğinden alıyor. Ama minarenin başka bir özelliği de minare içinde birbirinden bağımsız 3 merdiven bulunuyor ve bu merdivenler ile farklı katlara (şerefelere) ulaşılıyor. Bir merdivenden çıkan kişi aynı minarenin içinde farklı merdivenleri göremiyor. Ayrıca, caminin yapısı, klasik kare şeklinin yerine, genişliği artırmak için ilk defa dikdörtgen şeklinde yapılmış. Bir başka özelliği de kapıdan girdiğiniz anda kendinizi kubbenin altında buluyorsunuz. Caminin iç süslemeleri de ayrıca yine büyüleyici güzellikte.

Bizim Edirne’de gördüğümüz 3 camiden yapılış tarihi en eski olan Eski Cami. Eski Cami’nin içinde klasik Osmanlı dönemi süslemelerinin yerine dev Arap harfleriyle yapılmış yazılar (tezyinat) ile süsleniyor. Ayrıca bunun dışında kubbe içlerinde yine klasik cami süslemelerinde kullanılan motifler yerine bence daha eski dönemlere ait gibi duran ağaç-bitki resimleri ile süslenmiş. Bu özellikleri ile bana çok farklı geldi.

Caminin arka tarafında yine başka bir çarşı olan bedesten var, ama şu anda Çin malı ürünler dışında farklı bir ürün satılmıyor. Bedesten’in yan tarafında da araç trafiğine kapalı, kafelerin, restoranların olduğu sokaklar var.

Edirne, Anadolu’nun Avrupa’ya açılan kapısı demiştik ya, bu özelliği ile tüm dinlere ve tüm etnik gruplara kapılarını açmış. Edirne’de camiler dışında bir Sinagog, bir Ortodoks Bulgar Kilisesi, bir de Katolik İtalyan Kilisesi bugün hala ayakta duruyor.

Kiliseleri görmeye bu ziyaretimizde zaman kalmadı ama Büyük Sinagog’u ziyaret ettik. Sinagog Avrupa’daki zulümden kaçan Yahudilerin 1400’lü yılların başında buraya sığınması sonrası inşa edilmiş. Ahşap yapı 1905 yılında çıkan bir yangında harabeye dönüyor. Bu yıllarda şehirde 20 bin Yahudi nüfusun olduğu tahmin ediliyor, ancak daha sonra çeşitli nedenlerle şehri terk etmişler. 1980 yılına gelindiğinde Sinagog’un ne yazıkki hiç cemaati kalmamış. Yapı 2010 yılında tekrar restore edilmiş.

Edirne-Büyük-Sinagog.jpg

 

Bir Cevap Yazın