İznik, 4 büyük uygarlığa ev sahipliği yapmış anıtsal bir yerleşim yeri.
Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu bu topraklarda yaşamış ve uygarlıklarını geliştirmişler, bu sırada da kendilerine başkent olarak İznik’i seçmişler.
İznik, Bursa ili sınırları içinde, İstanbul’dan karayolu ile 1 saat 15 dakikada ulaşılabilen, zengin tarihi kadar, zengin ve bereketli toprakları ile de bilinen güzel ilçemiz. Bu kadar zengin bir tarihe sahip olmasını, şüphesiz ki bereketli topraklarına ve ülkemizdeki büyük tatlı su göllerimizden biri olan İznik Gölü’nü içinde barındırmasına borçlu.
Biz çeşitli zamanlarda aşağıda anlattığım programı 3 kez uyguladık. Aynı yerleri tekrar görmekten hiç bıkmadık, hepsinde farklı keyifler aldık. Gezimizde bizimle birlikte olan dostlarımız da aynı şekilde İstanbul’a bu kadar yakın ve bu kadar önemli bir tarihe sahip, güzel ilçemiz İznik’i görmekten çok memnun oldular. Ayrıca İznik’in farklı özellikleri nedeni ile de bir o kadar da şaşırdılar.
Biz İznik’i öncelikle kuşbakışı görmek istedik bu nedenle ilk durağımız Abdulvahap Sancaktarı Türbesi oldu. Rivayete göre Osmanlı Devleti zamanında İznik uzun süre kuşatılmış ama Bizans İmparatorluğu’ndan alınamamış, bu sırada kahraman bir sancaktar, dev cüssesi ile İznik ovasından bir adımda, bugün türbesinin olduğu tepeye çıkmış ve bayrağı buraya dikmiş. Başka bir rivayet de yine güçlü cüssesi ile İznik’te bulunan Bizans surlarını yıkmak üzere top arabasına yüklediği büyük toplarla ilgili. Abdulvahap Sancaktarı’nın tam olarak hangi kahramanlığı yaptığını bilmiyoruz ama bugün onun yattığı yer olan türbesi, tüm İznik ovasını kuşbakışı ve çok geniş bir açı ile görecek bir yerde konumlanmış durumda. Bu nokta, İznik’i içinize sindirerek gezmeye başlamak için en iyi nokta diyebiliriz. Böylece sizi aşağıda nelerin beklediğini, İznik ovasının ne kadar güzel, ne kadar verimli olduğunu görerek, gezinize hayranlıkla başlayabilirsiniz. Türbenin yolu uzun değil ama tabiki dik ve zikzaklı 1-2 yokuşu aşmak gerekiyor. Türbenin girişinde otopark için geniş bir alan yer alıyor ve etrafında da turistik eşya satan satıcıları görebilirsiniz. Buradaki çok sayıdaki bayrak direğinden dolayı, Bayraklı Tepe diye de biliniyor.
Bir Ova-İki Mevsim
Aşağıdaki 2 fotoğraf İznik Ovası’nın farklı zamanlarda çekilmiş 2 hali.
Tarihi İznik şehri artı (+) işareti şeklinde bir plan üzerine kurulmuş. Şehri doğudan batıya ve kuzeyden güneye kesen iki ana caddenin kesişim noktası şehrin orta noktasını oluşturuyor. Bu iki cadde etrafında yerleşim gerçekleşmiş ve şehre bu 4 yönden giriş için surlar üzerinde kuzey, güney , doğu ve batı olmak üzere kapılar yer alıyor. Şehre ana ulaşım İstanbul tarafından yani kuzey yönünden giriş ile mümkün oluyor. En çok ve en önemli ziyaretçilerin bu yönden ve İstanbul tarafından geldiği düşünülerek en görkemli kapı kuzey tarafa yapılıyor ve İstanbul Kapı olarak adlandırılıyor. Bu kapı görkemli olmasının yanında bugün en sağlam durumda olan kapı. Şehir surları çok uzun ve büyük bir kısmı bugün ayakta. Surların tarihsel hikayesi oldukça eski, İznik’e yerleşen tüm medeniyetler surlara bir şeyler eklemiş, bozulan yerleri onarmış ve bugünkü haline gelmiş. Surlar üzerindeki diğer 3 ana kapı Lefke Kapı, Yenişehir Kapı ve Göl Kapı. Surların etrafını biraz yürüyerek, biraz da araç ile dolaşabilirsiniz. Size ilginç gelen yerlerin resmini çekip, tarihe dokunabilirsiniz.

İstanbul Kapı’dan sonra diğer görkemli kapı da Lefke Kapı, burası da şehrin doğuya açılan kapısı, burası da görülmeye değer. Diğer kapılar, hem yapılışları itibari ile süslemeleri olmayan yapılar, hem de zamana karşı, İstanbul Kapı ve Lefke Kapı kadar iyi dayanamamışlar.
Lefke Kapı’nın yanında Kırgızlar Türbesi yer alıyor. Bu türbenin de ilginç bir hikayesi var. Osmanlı Devleti’nin İznik’i fethi sırasında orduda bulunan Kırgız Türklerinden şehit olanların anısına Orhan Gazi tarafından inşa ettirilmiş. Kalem süslemeleri dikkat çekici bir özellikte. Bugün Kırgızistan’dan gelen turistleri ağırlıyor, bakımı konusunda Kırgızistan Devleti destek oluyor ve bahçesinde Kırgızca bir tabela ile hikayesi aktarılıyor.
İznik’de en görkemli ve en önemli yapıların başında Aya Sofya Kilisesi geliyor. Bizans İmparatorluğu zamanında kilise olarak inşa edilmiş, daha sonra Osmanlı devleti zamanında cami olarak kullanılmış bir yapı. İznik Hristiyan alemi için çok önemli bir medeniyet merkezi, Hıristiyanlık için çok önemli kararların alındığı 1. ve 7. Konsül bu kentte toplanmış. 1. Konsülün toplandığı yerin, bugün İznik Gölü altında olan ve çok yakın bir tarihte keşfedilmiş olan Konsil Sarayı/Aziz Neophytos bazilikası olduğu tahmin ediliyor. Ancak 7. Konsülün nerede toplandığı kayıtlarda açıkça belirtilmiş durumda ve burası da Ayasofya Kilise’si. Bu nedenle her yıl hac ziyareti amacıyla pek çok ziyaretçi tarafından ziyaret ediliyor. Kilise şehre ulaşılan 4 ana kapıdan gelen yolların kesişme noktasında, yani (+) işaretinin tam ortasına inşa edilmiş, bu özellliği ile İznik’in merkezi, kalbi diyebileceğimiz bir eser. Çeşitli depremlerde zarar gören kısımları Mimar Sinan tarafından onarılmış ve bu sırada yapıda büyük değişiklikler yapılmıştır. Mimar Sinan mekanı genişletmek ve akustiği artırmak için yapıdaki sütunları kaldırarak yerine kemerler inşa etmiş ve yapı içinde sesin yankılanması için duvarlara oyuklar açtırmış. 1922 yılında kurtuluş savaşı sırasında buradaki Rum halkın bölgeyi terki sırasında yapıyı yakarak kenti terk etmesi sonucunda büyük zarar görmüş. Cumhuriyet döneminde de çeşitli restorasyon faaliyetlerinden geçtikten sonra önce müze olarak kullanılmış, yakın bir tarihte-birkaç sene önce de tekrar Osmanlı Döneminde olduğu gibi cami olarak kullanılmaya başlanmış.
İznik Müzesi
İznik Müzesi’nin bulunduğu bina, yani Nilüfer Hatun İmarethanesi I.Murat’ın annesi Nilüfer Hatun adına 1388 yılında imarethane olarak yaptırılmış taş bir bina. Müzenin restorasyonu birkaç yıldır sürüyor ve bu nedenle şu anda ziyarete kapalı. Umarım yakın bir zamanda restorasyon biter ve bu güzel eseri görmek isteyen ziyaretçileri, meraklılarını, misafirlerinin tekrar ağırlamaya başlar. Ben bu müzeyi daha önce de görmüştüm, içini de birkaç defa gezmiştim.
Müze ve bahçesi ferah, insana huzur veren bir yapı, müze içinde ve bahçesinde İznik ve civarında bulunmuş eserler sergileniyor. Hava güzelse, bahçedeki banklara oturup, tarihin dingin, sessiz ve insanı her haliyle karşılayıp, huzurla ağırlayan havasını içinize çekebilirsiniz. Karşıda yer alan Yeşil Cami’nin göğe uzanıp, ben de gökyüzü gibi yeşilim, maviyim, sizin etrafınızda dönüp sizi sarıp sarmalarım diyen minaresinin sesini duyabilirsiniz.
Yeşil Cami
İznik Müzesi’nin hemen karşısında yer alan Yeşil Cami’ye aradaki parkı birkaç adımda geçerek ulaşabilirsiniz. Cami, 1.Murat’ın sadrazamı Çandarlı Halil Paşa tarafından yaptırılmış. Minaresindeki yeşil, mavi ve mor çiniler ile büyüleyici bir çini işçiliğine sahip. Çeşitli zamanlarda yaşadığı depremler, savaşlar nedeni ile zarar gören kısımları onarılmış. Caminin içi bölümü, dışına ve minaresine göre daha sade olarak tasarlanmış.
Bu civarda imarethane ve caminin yanı sıra hamam, külliye gibi yapılar da bulunmaktaymış ama zaman içinde onlar da yıkılmış ve doğanın ve insan elinin haşin saldırılarına dayanamamışlar. Bunlardan biri de müze ve caminin yanında bulunan Şeyh Kudbettin Camisi ve Türbesi. Bugün restore edilmiş durumda olan bu küçük eser de gezilebiliyor.
Roma Tiyatrosu
Şehrin planını bir (+) işaretine benzetirsek, müze, yeşil cami (+) işaretinin sağ üst bölümünde kalıyor. Sol alt kısımda ise yaklaşık 2bin yıllık, Romalılardan kalma tiyatronun ana yapısı bugün hala ayakta. Tiyatro alanında kazılar ve restorasyon çalışmaları halen devam ediyor. Yakın bir zamana kadar bu alan terk edilmiş, virane bir haldeymiş, ama şu anda bakılıyor, hatta burayı görmek istediğimizde kazı ekibinden bir uzman bize bu tarihi eseri, pazar günü olmasına rağmen, bölümleri ile birlikte uzun uzun anlattı ve gezdirdi. Buradan da kendisine tekrar çok teşekkür ediyorum.
İznik deyince, insanın aklına, adını bu kentten alan geleneksel el sanatımız İznik Çinisi geliyor. Çinicilik sanatı, bu kentimizde Osmanlı Devleti’nin hakimiyeti ile başlamış ve 14. Yüzyıldan sonra Osmanlı Devleti’nin tüm önemli mimari yapılarında kullanılmaya başlanmış. İznik çinisi, diğer seramiklere göre içerdiği kuvars miktarından dolayı oldukça sert ve sağlam bir ürün, bu nedenle de özellikle mimari olarak yapılarda sıklıkla kullanılmış. Osmanlı Devleti’nin dahi mimarı Sinan’ın neredeyse tüm eserlerinde İznik Çinisi bulmak mümkün. Sinan ve çağdaşları tarafından bu kadar yaygın kullanılması nedeniyle, İznik’te çini atölyelerinin sayısı ve İznik’in nüfusu bu dönemde oldukça artmış. Ancak daha sonra çeşitli nedenlerle bu ilgi azalmaya başlamış ve 18. Yüzyılda İznik’te çinicilik sanatı neredeyse yok olma seviyesine gelmişken, bugün tekrar hem bölgede açılan kurslar ve okullar sayesinde, hem de ilçeye kazandırdığı ekonomik güç sayesinde tekrar popüler bir sanat haline gelmiş.
İznik’e gelip, Nilüfer Hatun Çiniciler Çarşısı ve Süleyman Paşa Medresesi’ni görmeden dönmek kesinlikle olmaz. Orhan Gazi’nin oğlu olan Süleyman Paşa tarafından yaptırılan bu medrese binası bugün çini atölyelerine ev sahipliği yapıyor. Hem tarihi medrese yapısını görmek, hem çini atölyelerini görmek, hem de çini sanat eserleri satın almak için mutlaka görülmesi gereken bir yer. Diğer çini merkezi ise Nilüfer Hatun Çiniciler Çarşısı, bu çarşı da I.Murat Hamamı’nın hemen yanında yer alıyor. Süleyman Paşa Çarşısı’na göre burada daha çok dükkan ve daha çok eser bulabilirsiniz. Hepsi, büyük emeklerle tek tek yapılan ve boyanan bu eserler bence satın almak için oldukça uygun fiyatlarla satılıyor. Kendinize ve sevdiklerinize birer hatıra almadan İznik’ten dönmek olmaz. Bu eserlere evinizde her zaman yer bulabilirsiniz.
İznik’te yemek yemek için pek çok imkan bulabilirsiniz. Ama biz buraya özel, mevsime göre İznik Gölü’nden tutulmuş yayın balıklarının sunulduğu Çamlık Restoran’ı tercih ettik. Yayın balığı büyük bir balık ve parçalar halinde isterseniz ızgara isterseniz kızartma yapılabiliyor. Biz iki türü de denedik ve ikisini de çok beğendik. Ayrıca restoranın mezeleri de oldukça lezzetli ve fiyatları da makuldü. Sizlere de tavsiye ederim. Meşhur fabrikasyon köfte zinciri Köfteci Yusuf’un da İznik’li olduğunu ve ilk küçük dükkanının İznik’te olduğunu ve buradan tüm Türkiye’ye yayıldığını da buradan söylemek isterim. Balık sevmeyenler için köfte de çok iyi bir alternatif olabilir.
Bunları yaptıktan sonra göl kenarında yürüyüş yapabilir, çay bahçelerinde dinlenebilir, göl kenarındaki yazlık evleri seyredebilirsiniz.
Biz İznik’i İznik’in yerlisi ve İznik’in tarihi, kültürü ve kent hakkında fazlası ile bilgi sahibi olan yerel bir rehber eşliğinde gezdik. Böylece hem zaman avantajımız oldu, hem de doğru kaynaktan bilgilenmiş olduk. Sizler de İznik’i böyle bir rehber ile keşfetmek isterseniz bana mesaj atarak bilgi isteyebilirsiniz.