Uzun bir aradan sonra yeniden yazabiliyorum. Bu araya çok fazla şey sığdırdık, gezgin kızlar konserlere çıktı, gösteriler yaptı, sınavlara girdi, başarılar kazandı, yeni umutları oldu, tabiki arada bol bol da gezdi ama anneleri yazı yazacak zaman bulamadı:(
Bugün kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum.
Yaptığımız günübirlik ve kısa süreli gezileri bir kenara bırakarak, ilk önce bizi bütün aile olarak en çok etkileyen geziden başlayacağım. Çanakkale Anıtlar ve Şehitlikler gezisi. Bu bölgeye uzun zamandır gelmek istiyorduk. Büyük kızım, okulda Çanakkale Savaşını ve Zaferi daha detaylı olarak öğrendikten sonra bize bu geziyi en kısa sürede yapmamız için yoğun bir baskı yaptı, çok da iyi oldu, Çanakkale bölge olarak pek çok farklı özelliğe sahip. Doğası, MÖ 3000 yıl öncesine dayanan tarihi, 7 büyük medeniyete yaptığı ev sahipliği ve bu nedenle geçirdiği iki büyük savaş (Truva ve Birinci Dünya Savaşı), denizi ve ormanı, yeşili ve mavisi, güler yüzlü insanları ve çok sevimli hayvanları (sincap, keçi, balık, eşek, inek hepsini gördük ve sevdik) gibi pek çok farklı yönü ile misafirlerini bekliyor, mutlaka gidilmesi ve görülmesi gereken bir zafer şehri. Ayrıca bugün ülkemizde başımız dik yürüyebilmemizi sağlayan zaferler, çocuklarımızın bu savaşların neden yapıldığını, neler olduğunu, nasıl kazanıldığını öğrenmesi gerekli, görerek öğrendikleri şeylerden daha çok etkileniyorlar ve unutmuyorlar.

Kızlar, bütün tatil boyunca 3 şeyi dillerinden düşürmedi, Çanakkale Türküsü, Dur Yolcu Bilmeden Gelip Bastığın Bu Toprak Bir Devrin Battığı Yerdir ve Atatürk’ün Yeni Zelandalı-Avusturalyalı Şehit annelerine hitaben söylediği bizim evlatlarımız sözü.
Bu ifadelerin hepsinin ne anlama geldiği, satır aralarında saklı mesajlar ve duygular, hepsini kendi aramızda konuştuk, açıkladık.
Atatürk’ün bu kadar korkunç bir savaş sonrasında, binlerce genç insan ölmüşken, herkes bir yakınını kaybetmişken, bu savaş yüzünden bu kadar yokluk çekmişken söylediği bu sözü her okuduğumda benim gözlerim doluyor. Bu vahşeti, bu kadar sevgi dolu, şefkat dolu bir duruma başka kim, nasıl dönüştürebilir? Bu nasıl bir zeka ve ifade yeteneği inanılır gibi değil.
Biz uzun tatilimizin ilk 3 gününü bu bölgede geçirdik. İstanbul’da cumartesi sabah kahvaltı ettikten sonra çıktık, ilk durağımız Tekirdağ’da köfte yemek için Yurdanurlar Köfte (Uçak Köfte) oldu, ama uçak sadece gezi için açıkmış, yemeği ön taraftaki restoranda yiyebiliyorsunuz ve ben lezzet olarak Özcanlar Köfte’yi tercih ederim. Ama siz de çocuklarınız ile birlikte uçağı gezmek için burada da mola verebilirsiniz. Fiyatlar ve menü Özcanlar Köfte ile birbirine benziyor.
Sonrasında biz Şarköy yolundan ilerledik, Şarköy’de ailecek hepimizin çok sevdiği arkadaşlarımıza uğradık, çok mutlu olduk. Şarköy’ün yolu çok güzel, otomobil reklamlarının çekildiği yerlere benzeyen, dar, tehlikesiz virajları olan, sağlı sollu ayçiçek tarlalarının ve üzüm bağlarının arasından ilerleyerek Şarköy’e varıyorsunuz.
Şarköy küçük, samimi, sevimli ve huzurlu bir sahil kasabası. Yerleşim yerinin batı tarafında daha az katlı, müstakil yazlık evler ve siteler bulunuyor, doğu tarafında ise daha apartman tipi evler ve çarşı var. Yaz tatilinin huzurla geçirileceği, ailecek gidilecek küçük tatil-sahil kasabası. Deniz kenarında, akşamları trafiğe kapatılan bir yol var, bunun dışında da denize inen yolların bir kısmı trafiğe kapalı, çocuklarınızla plaja giderken tehlikesizce, huzurla yürüyebiliyorsunuz. Biz ilk defa geldiğimiz Şarköy’ü çok sevdik ve bu tatlı moladan sonra Eceabat’a doğru hareket ettik.Biz Eceabat’ta konakladık ama bu bölgede belli bir standardı olan temiz düzgün otel bulmak mümkün değil. Eceabat ve Kilitbahir birbirine çok yakın ve şehitliklere de en yakın mesafedeki iki yerleşim yeri. Kilitbahir daha sevimli, Eceabat daha yol üzeri bir yerleşim yeri. Her ikisinden de, Çanakkale’ye feribot kalkıyor, bu nedenle sürekli bir transit trafik var ve sadece transit trafiğe hizmet vermek üzere gelişmiş iki yerleşim yeri.
Bu bölgede dediğim gibi konaklamak pek keyifli değil, aynı şekilde yemek yemek için de keyifli, düzgün alternatifler bulmak pek mümkün değil. Ama bu bölgeye gelip balık yemeden, sardalya yemeden sakın dönmeyin. Biz iki gün de akşam yemeklerimizi İskelenin hemen ilerisindeki İlhan Balıkçılık’ta yedik.
Buranın yanında bir de Bekir Baba Balık var, o da aynı kalitede ve servis seviyesinde bir restoran. Biz ikisini de beğendik, İstanbul’daki balık fiyatları ile karşılaştırmak mümkün değil, beyaz örtüler yok ama lezzet tamam. Salata, balık ve balığın her türlüsü var. Biz bu mevsim ve bu bölgede yenecek ideal balık olan sardalya hem ızgara, hem de tavada soslu yapılmış olarak yedik. Ayrıca bir de karagöz balığından tattık, hepsi çok lezzetli, muhteşemdi.
Ayrıca sahilde vapur için kuyruğa girilen cadde üzerinde pek çok restoran var, ama biz bunları denemedik, yolcu trafiği çok fazla olduğu için yemeklerin beklemeden tüketildiğini düşünüyorum, hep taze olmalı, döner, sulu yemek gibi alternatifleri ve kapıdan sizi çağıran garsonları burada bulabilirsiniz. Bu cadde üzerinde bir pastanede dondurma ve peynir tatlısı yedik, onlar da güzeldi. Sahilde pek çok seyyar mısır satıcısı var, iskelenin yan tarafında tam meydanda da bir çay bahçesi yer alıyor. Mısır ve çekirdeklerinizi alıp, burada çay ile birlikte deniz manzarasına karşı dinlenebilirsiniz. Bir de İskelenin hemen yanında Opet’in yaptırdığı ve savaşı anlatan, anıtlar ve kabartma harita olan bir park var. Burayı da mutlaka görmek gerekir. İki düşman siperinin sadece 8 metre aralık ile olduğu, tarafların birbirinin soluklarını dahi duyduğu, düşman ama bir o kadar dost olduğu bir savaş yaşanmış. Opet’in yaptırdığı bu parkta, 8 metre aralıklı siperler canlandırılmış, etkilenmemek elde değil.
Eceabat ile ilgili izlenimlerimiz genel olarak bu kadar.
Şarköy ya da (Tekirdağ/İstanbul) istikametinden gelirken Eceabat’a gelmeden önce ilk şehitlik karşınıza çıkıyor, hemen burada Akbaş Şehitliği’nde ilk molayı verebilir ve şehitlerimizi, mucizevi Çanakkale Zaferi’in kahramanlarını ziyarete buradan başlayabilirsiniz.
Ben Çanakkale ve Şehitliklere seneler önce gelmiştim, o zaman yabancı şehitliklerin düzeni ve temizliğine karşın bizim kendi ülkemizde, kendi atalarımızın, canlarını feda eden kahramanlara ait mezarlıkların bakımsız, pis, çöp içindeki haline hem çok üzülmüş, hem de çok utanmıştım. Bu gezide ilk ziyaret ettiğimiz Akbaş Şehitliği’ni görünce, hem bu değişime şaşırdım, hem de çok sevindim. Akbaş Şehitliği’ni Opet Tarihe Saygı Projesi kapsamında restore etmiş ve şehitliğe yakışır, büyük, ihtişamlı bir giriş takı yapmış ve şehitliğin bir cephesini de anısını yaşatmak üzere kabartma rölyef ile kaplamış.
Çocuklarımın burayı daha iyi anlaması, anlayarak gerekli saygıyı gösterebilmesi için böyle temiz, düzgün, tarihe yakışır yerler görmeleri adına da çok sevindim. Bu anlamda da Opet tarihe saygı duyarken, ben de Opet’te saygı duydum. Teşekkürler Opet.
Opet bu bölgede Tarihe Saygı Projesi kapsamında pek çok restorasyon, iyileştirme yapmış. Bunlardan bence en önemlisi de tuvalet projesi olmuş. Her şehitliğin, anıtın girişinde temiz, bakımlı, kapısı, musluğu, kilidi sağlam, herşeyi çalışan içinde sabun, kağıt gibi en temel malzemeler olan tuvaletler yer alıyor. Bazıları ücretli, bazıları ücretsiz. Ücret almaları bence hiç önemli değil, içeri girdiğinizde temiz, doğru yerden su akan bir tuvalet bulmak bile bu ülkede bazen bir lüks olabiliyor. Bu nedenle Opet’i bu projesinden dolayı tebrik ediyorum ve çok teşekkür ediyorum. İyiki ülkemizde böyle değerlerimize sahip çıkan kurumlar ve bu kurumların başında da bu değerleri koruyan, önemini bilen yöneticiler var. Hepsini kutluyorum. Projenin bir diğer önemli eseri de Eceabat Feribot İskelesinin yanındaki park. Bu park hem temiz, hem de içinde savaşlara ait eserler yer alıyor. Bölgenin kabartma yer haritası ile savaşın ana hatları ile nasıl gerçekleştiği anlatılıyor, ayrıca bir başka anıt da parkın girişindeki büyük heykel. Bu heykel de hikayesi ve sembolize ettiği anılar ile etkileyici bir anıt.
Anıtları ve Şehitlikleri gezmek için en az bir tam gün ayırmak lazım. Burada günü birlik turları her yerde bulabilirsiniz. Eceabat ve Kilitbahir Merkez’den hareket eden sabah 9:00 ile akşam 18:00 arasında sizi mümkün olduğunca fazla noktaya götüren, arada bir de öğlen yemeği veren turlar yer alıyor. Turlar yoğunluğa göre otobüs ya da minibüs ile yapılıyor. Bize verdikleri fiyat yetiştin 70 TL, çocuk 50 TL, rehber, ulaşım ve müze girişi dahil. Ya da siz kendi aracınız ile özel bir tur almak isterseniz size eşlik eden, Çanakkale Belediyesi’nden rehber ruhsatı almış rehberler de bulunuyor. Bunların da günlük ücreti 200 TL civarındaymış.
Biz daha önce kendimiz dersimize çalıştığımız için rehber almadan gezmeyi tercih ettik. Böyle olunca daha rahat hareket edebiliyoruz. Ama kısa zamanda bir bilenden dinleyerek gezerseniz, hem daha çok şey öğreniyorsunuz, hem zamanı daha verimli kullanabiliyorsunuz ve birisi pek çok şeyi sizin yerinize düşünmüş oluyor ve yorulmuyorsunuz.
Akbaş Şehitliği dışındaki yerleri ikinci gün kendimiz gezmeye başladık. Gittiğimiz yerler Çanakkale Şehitler Abide’si, 57. Tümen Şehitliği, Conkbayırı, Tabyalar, Mehmetçiğe Saygı Anıtı, Kilitbahir Kalesi, Namazgah Tabyası, Rumeli Mecidiye Tabyası, Alçıtepe, İngiliz, Fransız ve Yeni Zelanda Şehitlikleri, Morto Koyu, Anzak Koyu, Çanakkale Destanı tanıtım Merkezi.
Her bir anıtın ayrı bir hikayesi, ayrı bir özelliği var. Her tabya, her siper her köşe bir destan.
Öncelikle şunu mutlaka yazmalıyım, bu bölgeye gelin ve içinize sindire sindire gezin, üzerine çok çok zamanınız kalırsa Tanıtım Merkezi’ne de gidin. Ama filmleri bence seyretmeyin, 15 yaş altı çocuklarınıza ise kesinlikle seyrettirmeyin. Savaşı canlandırmak isterken bence bir vahşet -şiddet filmine dönüşmüş, bizim çocuklarımız günlerce etkisinden kurtulamadılar. Bekleme salonunda, duvarda 6 yaş altı çocuklar için uygun olmayabilir gibi bir not vardı, ama biletin üzerinde ya da gişede bilet alırken hiç bir bilgi vermediler ve 6 yaş ne kelime, 10 yaşındaki kızım günlerce uçak sesi duyduğunda irkildi, içeride seyrederken bize sarılmaktan kendini alamadı. Bizden sonra başka bir çocuk da içeriden annesi ile birlikte ağlayarak çıktı. Benim size tavsiyem, çocuklarınızı içeriye kesinlikle sokmayın, sizler de eğer biraz duygulu, biraz duyarlı insanlarsanız siz de girmeyin.
Ama savaşın gerçekten yaşandığı yerleri, anıtları, şehitlikleri mutlaka görün. İçiniz yeterince sızlayacak, başka vahşete gerek yok.
Son söz, mutlaka Çanakkale Merkez’de Çimenlik Kale ve içinde yer alan Müze’yi ziyaret edin.
Gezimizin o kısmını başka bir yazıda tekrar yazacağım.