Çocukla Kamp Nasıl Yapılır?

Öncelikle şunu yazmam lazım, kamp konusunda pek de deneyimli olduğum söylenemez, hatta birkaç hafta önce çocuklarla birlikte ilk kez kamp yaptığımızı itiraf etmeliyim. Ama çocuklar birkaç senedir sürekli kamp yapmak istiyordu, çadırda kalmak, kendi yemeklerini basit bir şekilde hazırlamak, dışarda olmak hoşlarına gidiyordu. İzledikleri birkaç film ve İş Bankası Yayınları’nın çocuk serisi kitaplarından “Elif Kampa Gidiyor” bu konuda çok etkili oldu. Bu kitabı iki kızımda bir süre her akşam bize okutmuşlardı. Sonrasında (benim bu konudaki tecrübesizliğim ve isteksizliğimden) babalarına sürekli ne zaman kampa gideceklerini sormaya başladılar ve biz de sonunda bu sene 2 gecelik bir kamp macerası yaşadık.

Kamp hayatından korkanlar ya da sevmeyenler için:

  1. Kamp yapmak hiç de zor değilmiş
  2. Kampta kalmak, başka herhangi bir yerde kalmaktan daha tehlikeli değil (özellikle belli riskleri içeren bir yer seçmediyseniz)
  3. İstediğiniz konforu siz sağlıyorsunuz, ne kadar rahatlık istiyorsanız, ona uygun hazırlık yapmanız yeterli
  4. Kamptan sonra çocuklarınızın hayatı değişiyor (küçük kızımız için “Kamptan Önce” ve “Kamptan Sonra” diye bir milat oluştu-yaşadığı olayları anlatırken Kamptan Önce ve Kamptan Sonra diye sınıflandırıyor)

Hazırlık olarak basit düzey bir çadır olması yeterli. Biraz daha konfor isterseniz, basit bir masa (ya da arabada az yer kaplaması için kamp masası) ve sandalyeleriniz olması iyi olur. Diğer eşyalar evinizde günlük kullanımınızda olan şeyler, yeni bir eşya almanıza gerek yok. Çok soğuk bir mevsimde gitmiyorsanız ve yayla gibi serin bir yerde kamp yapmayacaksanız uyku tulumuna ihtiyacınız kalmıyor. Aynı şekilde şişme yatak olursa konforunuz artıyor ama artık gayet kalın ve etli matlar da bulabilirsiniz. Bizim evde çocukların jimnastik (cimlastik yazmak istiyorum ama jimnastikçi kızım beni düzeltiyor) yaptıkları minderler vardı, bu minderler bizim için yeterli oldu.

kömür limanı kamp çadır.JPG

Gittiğiniz yerde su olması önemli, su olmazsa wc, yemek, bulaşık hatta el yıkamak bile işkence oluyor. Ama elektrik hiç lazım değil, hatta hiç olmasın daha iyi, çocuklarınız tabletten uzakta, telefonsuz ve akşamları ışıksız olsunlar. Bizim kamp yaptığımız yerde elektrik yoktu ve kaldığımız 3 gün boyunda hiç ihtiyaç hissetmedik. Ama birinci koşul cep telefonunuzu sınırlı kullanıp, tabletleri unutmanız lazım.

Elektrik yok, tabi ki sokak lambası da yok, en az bir fener yanınızda olsun. Sıcak yemek hazırlayacak, çay pişirecekseniz bir de küçük tüp ya da küçük tüpün de küçüğü kamp ocağı almanız yeterli. Biz ateş yakmayı sevmiyoruz, mangal yapmayı da tercih etmiyoruz, ama sıcak bir şeyler hazırlamak, çay ve kahve yapmak için Decathlon’dan basit bir kamp ocağı aldık. Kamp konusundaki ihtiyaçlarınız için Decathlon’u mutlaka ziyaret edin, fiyatları makul, ince tasarlanmış ürünler bulabilirsiniz, ya da en azından fikir edinebilirsiniz.

Biz daha önce kamp ve gezi konusunda engin deneyimleri olan bir arkadaşımızdan yardım aldık, hatta o da bizimle geldi. Türkiye’de gitmediği yer yok, 150’nin üzerinde ülke görmüş ve genellikle karavanla yılın 30-40 gününü kampta geçiriyor.

Bize Çanakkale civarında önerdiği yerler Gökçetepe Kamp Alanı, Danişment Kamp Alanı, İtalyan Koyu, Anzak Koyu ve Kömür Limanı oldu.

kömür limanı kamp dalışAma hepsi haftasonları çok kalabalık oluyormuş, çadırınızın dibinde oturan ya da uyuyan birisi ile uyanmak istemiyorsanız ve imkanınız varsa hafta sonu değil de, hafta içinde gidin. Biz bir Pazartesi günü Kömür Limanına gittik. Koyda bizden başka toplamda 10 aile yoktu. Çok rahat ettik, su, çeşme ve duş var, ama elektrik yok. Koyda ayrıca küçük bir dalış merkezi de var.

Kamp alanında biraz pazarlık etmek gerekiyor, biz aile olarak gecelik 50 TL ödedik, ama çöp toplama hizmeti, su, wc’ler, sahildeki şezlonglar düşünüldüğünde çok da büyük bir rakam değil. Siz de gitmek isterseniz bu rayiç fiyatı dikkate alabilirsiniz.

kömür limanı gelibolu kamp.JPG

İsterseniz yemek hazırlayan, çay, kahve yapan bir tesis var. Bizim kızlar dışarıdan hazır yemek alırsak kamp ruhuna aykırı her şeyi kendimiz yapacağız dediği için, ben buradan sadece bir kez kahve içtim:)

Çadırda kalmak, hatta gündüz sıcakta bile çadırın içinde oturmak çocuklar için çok eğlenceli oluyor. Sürekli ayaktalar ve her yerden ilgilerini çekecek farklı bir şey çıkıyor. Kamp alanında oyuncu bir köpek vardı, köpekle oynamak, bulaşıklara yardım etmek, yeni arkadaşlar bulmak, denize girmek, midye kabuğu toplamak o kadar çok zaman alıyorki, hiç canları sıkılmıyor, hatta tüm bunları yapmaya zaman yetmiyor. Kampta sizin de göreceli olarak çok işiniz oluyor, sabah minicik çadırın içini ve yatağınızı düzeltmek, yemek hazırlamak, bulaşık yıkamak gibi işler. Ama çocuğunuz 6-7 yaşından büyükse kampta yapılacak bu tür işlerin hepsini yapabilir. İsterseniz birlikte yapın, isterseniz bırakın onlar yapsınlar. Varsa bir arkadaşı ya da kardeşi birlikte yaparlarsa inanın çok da eğlenirler. Ayrıca bir çocuk için kampta işe yaramak, bir şeyler başarmış olmak hiç de küçümsenecek bir deneyim değil. Böylece sizin de yapmanız gereken işler azalmış olur.

Ayrıca kampta mutlaka komşular oluyor, komşularla iletişim halinde oluyorsunuz. Apartmanda bazen size günaydın demeyen komşularınız varken, kamp alanında herkes ile selamlaşıyorsunuz. Birinden siz tuz isterken, başka biri de sizden yağ istiyor. Sürekli bir yardımlaşma, destek oluyorsunuz. Dinlediğiniz müziği bile yan tarafınızda oturan aile ile paylaşıyorsunuz. Çocuklar için bu tür bir komşuluk ilişkisi, yardımlaşma ve destek, yeni tanıştığı kişiler ile iletişim hepsi ayrı bir öğrenme aracı oluyor.

Bizim şansımıza bu koyda bir balıkçı grubu vardı, Kömür Limanı’na yakın bir köyün balıkçıları sabahları ağlarını topladıktan sonra bizim koya geliyorlar, burada küçük bir kulübeleri var ve içi buz ile dolu bir de dolapları bulunuyor (elektrik yok, hazır buz geliyor). İlk sabah balıkçıya bir bakalım dedik ve bundan sonra bizim için kampın en heyecanlı bölümü başladı.

Bir tepsi dolusu balık düşünün, liste şu: 19 tane iri barbun, 5 tane kırlangıç, 14 tane kalamar, 2 mezgit ve 1 yassı balık. Ben barbunları almak istedim, Balıkçı Hasan dediki “barbunlar 80 TL ama bütün tepsiyi alırsanız 100 TL. Ben kalanları satamam, alırsanız hepsini alın.” Böyle bir teklife hayır demek sizce mümkün olur mu? Tabi ki hepsini aldık:) Balıkları ayıkladık, deniz suyu ile yıkadık ve Balıkçı Hasan’ın buz dolu dolabına koyduk ve 3 öğün balık yedik. Çocuğunuz için, Çanakkale’nin temiz sularından o sabah tutulmuş, taze, dipdiri deniz balıklarını yemekten daha sağlıklı yiyecek ne olabilir? Fosfor, omega3, protein falan filan bütün arayıp da bulamadığımız besinler burada.

Bizim ailede herkes balık sever (zaten balık sevilmek için yaratılmış:) Çocuklar son seferde biraz şikayet etti, çünkü yanımızda kamp için aldığımız hazır makarnamız, ve konservemiz vardı, onları yiyemedikleri için şikayet ettiler. Ama balıkları da afiyetle yediler.

Kampta kaldığımız son akşam 5-6 gençten oluşan bir üniversite öğrencisi grubu geldi, kendileri Karadenizli, bir kemençe, bir gitar ve bir sazları vardır. Ayrıca içlerinden biri de taşları vurarak muhteşem müzik yapıyordu. Kumsalda bu şekilde bize özel verilen bir konser dinleme şansımız da oldu.

Bizim büyük kızımız astronomiyi çok seviyor, bu konuda çok kitaplar okuyor ve yenilikleri takip ediyor. Kömür Limanında elektrik olmadığı için ve civarda başka aydınlatılmış alan da olmadığı için, ışık kirliliği yoktu ve bildiği yıldızları, gece rahatlıkla bulabiliyordu. Akşam deniz kenarında yere uzanıp, gökyüzünü ve yıldızları seyredip bildiklerini bize de anlattı ve yıldızları gösterdi. İnsanın çocuğundan bir şeyler öğrenmesi de çok gurur verici.

Kömür Limanı, Gelibolu’dan sonra yarım saatlik bir araba yolcuğu ile ulaşabileceğiniz bir uzaklıkta. Yolda 2-3 köy görüyorsunuz, köyleri geçtikten sonra asfalt yol bitiyor ve toprak (stabilize) yoldan biraz virajlı yokuş aşağı inerek ulaşabileceğiniz bir cennet köşesi. Yol çok dar değil ama virajlı, yolu sadece kamp alanına ulaşmaya çalışan arabalar kullandığı için, hafta içi sadece 1-2 araba ile karşılaşıyorsunuz, bu bakımdan güvenli bir yol.

Kömür Limanı sakin, manzarası güzel, temiz ve keyifli bir yer. Denizi çok sığ değil, 5-6 metre ilerlediğinizde boyunuza geliyor, bu yüzden yüzme bilmeyen çocuklar için çok pratik değil, biraz kontrollü olmanız gerekiyor. Bir de her taşlı ve temiz denizde olduğu gibi deniz kestanesi var. Hatta öyle çok deniz kestanesi varki, ilk gün bir kamp komşumuz, limon karşılığında toplandığı kestanelerden tadına bakalım diye bize de verdi. Ama zavallı yaratığım kabuğunun içinden mini minnacık bir et çıkıyor, hiç toplayıp yemeğe değmez, öldürmeye değmez diye düşündüm. Kestanelere karşı denize girerken deniz ayakkabısı giymek elzem bir ihtiyaç.

Biz bu ilk kamp maceramızdan çok keyif aldık, hatta bu yıl bitmeden bir kez daha kamp yapmak için kızlarımıza söz verdik. Umarım sözümüzü tutabilmemiz için bir engelimiz olmaz. Sadece çocuklarınız ve doğa ile başbaşa kaldığınız bu süre bütün aile için gerçek bir tatil oluyor. Büyük şehirde, günlük hayatın koşmacası içinde ne kadar çocuklarınıza zaman ayırsanız da kamptaki kadar doğal ve onlara adanmış bir zaman yaratamıyorsunuz. Yeni bir kamp maceramız olursa ilk fırsatta hemen sizlere de buradan yazacağım.

 

One comment

Bir Cevap Yazın