Gaziantep’e 1 gün yeter mi?

Geçtiğimiz hafta sonu 1 günlüğüne Gaziantep’e gittik. Süreyi daha fazla uzatma imkanımız yoktu, bu nedenle 1 gün ile yetinmek zorunda kaldık, tabiki yetmedi, anneannemin deyişi ile “Bir gözümüz gördü, biz gözümüz görmedi”. Anneannem’i ziyarete gittiğimizde tam kalkmak istediğimizde bize böyle derdi. Hep biraz daha kalmamızı isterdi. Bizim de Gaziantep gezimiz açıkçası böyle bitti.

Aslında çok yorucu bir programımız vardı, sabah 7:00 uçağı ile gidip, akşam 22:00 uçağı ile geri döneceğimiz için, çocukların çok yorulacağını ve uykularının geleceğini düşünmüştüm ama hiç de korktuğum gibi olmadı, kızlar son ana kadar gayet dinç, enerjik ve meraklı bir şekilde gezdiler.

Kahvaltı işini biraz havaalanında, biraz da uçakta hallettik, her ne kadar Gaziantep bir gurme merkezi olsa da bir diğer 2 öğüne daha fazla yer bırakmak ve zamanımızı iyi kullanmak için kahvaltıya zaman ayırmadık. Aslında Gaziantep’de kahvaltıda da çok önemli bir öğün ve katmer ya da başka lezzetlerin tadına bakmadan dönmek hiç de iyi bir fikir değildi ama başka şansımız yoktu. Biz de tüm heyecanımızı kebaplara ve mozaiklere ayırarak geziye başladık.

Uçaktan iner inmez hemen bir araç kiraladık ve hava alanına yaklaşık 50 km uzaklıktaki Belkıs Zeugma Antik Kenti’ni görmeye gittik. Bizden başka antik kenti gezmeye gelen 5-6 kişilik bir grup vardı, başka da kimse yoktu. Bu güzel merkez anladığım kadarı ile fazla rağbet görmeyen bir yer. Ama Zeugma Mozaik Müzesi’ndeki eserler, bu Antik kentden ve bir süre önce Birecik Barajı ile sular altında alan alandan çıkarılmış.

Belkıs Zeugma Antik kenti aslında çok büyük bir alana yayılmış durumda. Bu alanda halen kazıların devam ettiği bölgeler var, yol kenarlarında tepelerin içine oyulmuş mezar odaları yer alıyor. Asıl görkemli ve misafirleri buraya çeken yapı ise, 2 villadan oluşan, ana hatları ile yapıların ayakta olduğu ve mozaiklerin yer aldığı sergi alanı. Burası Dionysos evi ve Danae Evi. Bu sergi alanı Birecik Baraj Gölü’ne yukarıdan bakan ve baraj gölünün manzarasına hakim, gölün altında yer yer kalıntıların görüldüğü ve fıstık ağaçları ile çevrili bir yer. İsterseniz mevsiminde giderseniz buradaki ağaçlardan 1-2 tane fıstık da koparabilirsiniz. Ayrıca bizim için ilginç olan bir başka özelliği de 5-6 yavrudan oluşan bir kedi ailesi ve aynı şekilde bir köpek ailesinin burada yaşıyor olması. Antik kent görevlileri bu hayvanlara bakıyor ve sahip çıkıyor ama yine de hayvanların ilgi ve yemeğe ihtiyaçları vardı. Biz de çantamızdaki ufak tefek yiyeceklerimizi onlara bıraktık, biraz da yavrular ile oynadık. Yaklaşık 50 km yol gelip, dönmemize rağmen neden buraya geldik demedik, aksine iyiki geldik dedik. Bir de Gaziantep yönünden buraya ulaşmak için 3 yol var kullanabileceğiniz, biri otoban, sanırım en konforlu olan yol bu yol ama diğer ikisi de oldukça geniş ve asfaltı yeni yapılmış, yerleşim yerlerini arasından geçiyor ve onlar da rahatça ulaşmanızı sağlıyor. Biz gelirken en kuzeydeki yolu kullanarak Bilek, Arın gibi merkezlerden geçerek buraya geldik, dönüşte de D400 anayolunu kullanarak döndük ve her iki yol da oldukça rahattı. İlk yol üzerinde çok sayıda fıstık bahçesi yer alıyordu ve fıstıklar ağaçlarda üzüm salkımı gibi sarkıyor, pembe pembe toplanmayı bekliyordu. Geçtiğimiz yerleşim yerlerinin bir kısmı yapılardan anladığımız kadarı ile oldukça eski ve sevimli yerleşim yerleriydi. Dönüşte kullandığımız yol ise daha işlek bir şehirlerarası yoldu. Sizler de her iki yolu da kullanarak buraya ulaşabilirsiniz.

 

Antik kent ziyaretimizden sonra tüm açlığımız ile öğlen yemeğine, kebap yemeye koştuk. Öğlen yemeğinde Gaziantep yerlilerinin tercih ettiği ve bize daha önceden pek çok kez tavsiye edilmiş olan Halil Usta’yı tercih ettik. Kebapları güzeldi ama bize çıkardıkları hesapta fiyatı İmam Çağdaş’dan daha yüksekti. Bir menü ve fiyat listesi görmedik, hesap geldiğinde de toplu bir rakam yazıyordu ve detayı yer almıyordu. Ayrıca lavabolar da böyle bir restoranda görmek istediğim standardın oldukça altındaydı. Bol sirkeli ve acı, sulu salatası iştah açıyor, küşlemesi kurabiye kıvamında yumuşacık. Bu lezzetler mutlaka denenmeli. Halil Usta, Gaziantep Mozaik Müzesinin hemen arkasındaki bölgede, müzeye yaklaşık 300 metre mesafede, yürüyerek kolaylıkla ulaşılabilecek bir noktada. Yalnız acı yemiyorsanız baştan mutlaka söyleyin, salatalar acı oluyor, gelen kebap acı olmasa bile tabağın yanına konan biber acı oluyor ve bu biber kazara kebaba değdiyse, kebabı yiyemezsiniz.

Bizim uçağımız geç saatte olduğu için akşam yemeğini de Gaziantep’te yiyebildik ve Gaziantep’in yıllardır var olan, asla ününü kaybetmemiş restoranı İmam Çağdaş’ta bir ziyafet daha çektik. Dediğim gibi hem fiyatları daha makuldü, hem çok kalabalık olmasına rağmen inanılmaz hızlı ve mükemmel bir servis aldık, temizlik konusunda da Halil Usta’dan daha yüksek puan alır. Ben tekrar Gaziantep’e gidecek olsam yine İmam Çağdaş’a giderim ama Halil Usta’ya gider miyim bilmiyorum. Çocuklar fındık lahmacun istedi, ama lahmacunlar kocamandı ve kızlar bayıldılar. Ayran bakır bir tasta içerisinde ve küçük bir kepçe ile servis ediliyor, bu da çocukların çok ilgisini çekti, evcilik oyuncakları gibi, kız olsun, erkek olsun bunu mutlaka bir oyuna dönüştürerek afiyetle içeler. Ayranla birlikte kebabı da, küşlemeyi de afiyetle yediler, ben de gavurdağı salatayı son damlasına kadar bitirdim. Ayrıca İmam Çağdaş, tam eski Gaziantep merkezinde kalenin hemen yakınında, tarihi çarşıların kenarında bir yerde. Bu nedenle Gaziantep’e geldiğinizde kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir yerde. Ben bundan 15-20 yıl önce Gaziantep’e ve İmam Çağdaş’a ilk geldiğimde, restoran tek katlı, büyük beyaz mermer masaların olduğu, duvarların beyaz mutfak fayansı ile kaplı temiz, ciddi bir Anadolu restoranı, lezzetli bir kebapçıydı. Şimdi daha çok büyük şehirlerdeki lüks-hoş, kebapçılara benzemiş. Bu hali de güzel ama bana eski hali daha farklı, daha dikkat çekici ve samimi geliyor.

Öğlen yemeğinden sonra önce Mozaik Müzesini gezdik, ardından da tarihi merkeze gittik, hem müzedeki otopark alanı çok sınırlı, hem de burada çok sayıda otopark olmasına rağmen, otoparklarda boş alan bulmak neredeyse imkansız, bu konuda hazırlıklı olmak lazım.

Mozaik Müzesi, çok büyük ve biz gittiğimizde oldukça kalabalıktı. Hak ettiği ilgiyi görüyor. Müze iyi tasarlanmış ve içinde saymadığım kadar çok ve devasa büyüklükte mozaikler yer alıyor. Mozaiklerin hangi bölgeden çıkarıldığı ve ne anlattığı eserlerin yanında açıklanmış. Gaziantep’in simgesi haline gelmiş olan Çingene Kızı mozaiği ayrı bir odada sergileniyor. Ama bence diğer mozaikler de Çingene Kızı kadar güzel, etkileyici. İnsan sadece küçük taş parçalarını yapıştırarak 2 bin yıl önce bu güzel resimlerin nasıl yapıldığını ve bu kadar büyük eserlerin hangi yapılarda, hangi koşullarda yapıldığını ve izlendiğini hayretler içerisinde düşünüyor. Mozaiklerde mitolojik pek çok karakteri ve farklı hayvan figürleri ile doğa olaylarını görebiliyorsunuz. Gaziantep gezisinde bu müzeye en az 2 saat ayırmak lazım ve sonrasında da biraz oturup, dinlenmek ve bu görsel ziyafeti sindirmek lazım.

 

Bir diğer uyarım da Gaziantep Kalesi’nin ziyaret saatleri ile ilgili, internette yaz aylarında müze ziyaretinin akşam 19:00’a kadar devam ettiği yazmasına rağmen 17:30’da ziyarete kapanıyormuş. Bu nedenle siz siz olun erkenden gidin. Kalenin içinde Panorama Müzesi var, kentte yapılan kahramanlıklar burada uzun süren bir belgesel ile ziyaretçilere aktarılıyormuş. Biz Çanakkale gezimizdeki tecrübemiz nedeni ile bu alandan uzak durduk, siz isterseniz 45 dakika süren bu belgeseli izleyebilirsiniz. Bizim tüm seyahatlerdeki amacımız gittiğimiz yerlerdeki tarihi alanları, doğal güzellikleri, farklı zenginlikleri yerinde, yaşayarak görmek. Eğer bir belgesel izlemek istesek, ya da dijital olarak incelemek istesek bu kadar yol yapmamıza gerek olmazdı. Bu da, bu tür müze belgeselleri ya da dijital eserler konusundaki genel fikrim, burada yazmadan geçemedim.

Kale’nin olduğu bölgede, bol bol çarşı var, Bakırcılar Çarşısı, Gümrük Hanı ve Millet Hanı bugün artık turistik çarşılara dönüşmüş. Bakırcılar Çarşısında, bakırcılar ile birlikte bol bol baharatçı var. Millet Hanı içinde, bizim o bölgede bulunduğumuz 2-3 saat boyunca Sıra Gecesi benzeri bir saz ekibi hiç durmadan yüksek sesle canlı müzik yapıyordu. Gümrük Hanı içinde ise turistik bir kahve ve turistik eserlerin satıldığı küçük dükkanlar bulunuyor.

Gaziantep’de sedef kakma ahşap ürünler, bakır ürünler ve baharatlar hatıra olarak alınabilecek bu yöreye özel eserler. Ayrıca, ben daha önce hiç duymamıştım ama burada cam üfleme sanatı yapılıyormuş, sanırım yoğun turist ilgisi ile bu tür sanatlar sonradan gelişmiş. Kutmu kumaştan şal ya da kravat satan dükkanlar, gümüş takı dükkanları, kitapçılar, havlucular, sabuncular gibi farklı ürünleri satan küçük tarihi yapılarda sıralanmış dükkanları bu bölgede sıkça göreceksiniz. Acı yemeyi seviyorsanız, kırmızı pul biber alabilirsiniz.

Kahvenizi Gümrük Han içindeki kahvehanede ya da Takmis Kahvesinde içebilirsiniz. Burada menengiç kahvesi çok popüler. Tabi bir de değirmen yerine dibekte dövülmüş, iri taneli kahve çok tercih ediliyor. Kahvenin dibindeki telvenin yoğun taneleri ağızınızda buruk bir tat bırakıyor.

Gaziantep’de yine kentin bu bölgesinde yürüyerek ulaşabileceğiniz tarihi bir mekan Kurtuluş Camisi, Kale’nin yanında da tarihi camiler yer alıyor, ama Kurtuluş Camisi’nin farlı bir özelliği, kiliseden camiye dönüşmüş bir yapı olması.

Ayrıca Gaziantep’de birkaç noktada su toplamak için yapılmış kasteller yer alıyormuş. Bunlardan günümüze ulaşmış, en önemlilerinden biri de Pişirici Kasteli, gelmişken onu da mutlaka görmek gerekir.

Gaziantep’e gelince şehir merkezi dışında görülmesi gereken 2 nokta daha var.  Biri Halfeti/Rumkale diğeri de Yesemek Açık Hava Müzesi. Biri şehrin doğusunda, diğeri de batısında, her ikisi de araç ile yaklaşık 2 saatlik mesafede yer alıyor. Ben daha önce Yesemek’e geldiğimde çok etkileniştim ve çocuklarımın da mutlaka görmesini isterim. Bundan 3bin yıl önce yapılmış heykelleri doğada öylece görmek çok etkileyici. O dönemde dünyada ya da belki yakın coğrafyamızda demek daha doğru, 3 önemli heykel tıraş okulu varmış, biri de bugünkü Yesemek’de. Bir sanat okulunun izlerini görüyorsunuz ve müthiş bir hayranlık duyuyorsunuz. Başka bir heykeltıraş okulu da Afrodisyas’ta, orayı da görmediyseniz mutlaka listenize ekleyin.

Halfeti ise daha turistik/popüler bir yer. Bugün göl kenarında kafeler yer alıyor, kaleyi görüyorsunuz ve göl üzerinde tekne ile dolaşabiliyorsunuz. Biz bu gezimizde ne Halfeti’ye ne de Yesemek’e gidebildik. Ama en kısa zamanda tekrar bu bölgeye gelmeyi öncelik listemize yazdık.

 

 

 

Bir Cevap Yazın