Geçtiğimiz günlerde bir seyahatten dönerken Balıkesir’i geçtikten sonra, Bursa’ya yaklaşırken MustafaKemal Paşa-Karacabey arasında Türkiye Jokey Kulübü’ne ait At Sevgisi Durağında durduk.

Burası en fazla yarım saat geçirebileceğiniz ama atlara dokunabileceğiniz, sevebileceğiniz, elinizle besleyebileceğiniz bir yer. Türkiye Jokey Kulübü’nün Karacabey’de çok büyük bir arazi üzerine kurulu, pansiyon ve harası var. Burada atlara pansiyon hizmeti veriliyor, bakılıyor, çiftleşme, gebelik, doğumları yapılıyor ve yarış atı yetiştiriliyor. Çiftliğin kapısında da birkaç yıldır At Sevgisi Durağı yazıyor.
Yol üzerinde senelerdir geçerken At Sevgisi Durağı tabelasını görüyorduk ama hep acelemiz olduğundan duraklayacak zaman bulamıyorduk. Bu defa zaman yaratıp durmaya karar verdik. Bu bölgeye aslında coğrafi olarak Karacabey Boğazı diyorlar ve boğaz şeklinde bir yapıya sahip olduğundan hep çok rüzgarlı oluyor. Araç kullanırken dahi rüzgarı hissedebiliyorsunuz. Biz de molada yine çok kuvvetli bir rüzgara maruz kaldık, hemen kapüşonlarımızı kaldırdık ve hava güneşli olduğundan rüzgar çok rahatsız etmedi. Belki daha uzun süre bu rüzgarda kalsak üşür rahatsız olurduk ama biz 20 dakikada atları sevdik, besledik, fotoğraf çektik ve arabamıza geri döndük.
Çiftliğin girişinde aracınızı park ediyorsunuz, araçları içeri almıyorlar. Sadece görevli araçlar, tekerlekleri dezenfekte edildikten sonra özel bir izin ile içeri girebiliyor, ziyaretçi araçlar için hemen kapının dışında küçük bir park alanı yer alıyor. Girişte kısa bir kayıt formu doldurduktan sonra içeri girebiliyorsunuz. Güvenlik noktasının hemen yanında bir çocuk parkı var, içinde salıncaklar, tahterevalli ve kaydırak olan bir çocuk bahçesi. Biraz ileride girişe yakın yerlerde, çitlerle çevrili açık alanda dolaşan sevimli atları görüyorsunuz. Görevli personel atları sevebileceğimizi ve kenarlarda çıkmış olan otlardan verebileceğimizi söyledi. Biz de hızla atlara koştuk…
Girişte bize yakın bir harada 3 tay olduğunu ve onları sevebileceğimizi söylemişlerdi, biz de doğrudan bu tayların yanına gittik. Ama atlar belki daha küçük olduklarından, ya da başka bir nedenle bize fazla yaklaşmadılar ve verdiğimiz otları da yemediler. Ayrıca çocukları fazla yaklaştırmamamızı, bazen atların kafa atabildiğini söylemişlerdi, biz de bu tedirginlik ile fazla yaklaşamadık. Atlar da onları okşamamıza hiç izin vermediler.

Bu taylar sarışındı, hemen karşı harada ise daha koyu kahverengi ve büyük atlar vardı. Biz de bu atlara doğru yöneldik, bu atlar bizi kırmadılar ve verdiğimiz otları afiyetle yediler. Biz de bol bol değişik otlardan, kır çiçeklerinden verdik, hangilerini daha çok sevdiklerini anlamaya çalıştık, başlarını okşadık, fotoğraf çektik. En fazla 20 dakika sonrasında da görevi tamamlamış olarak sevimli arkadaşlarımız ile vedalaştık ve güneşte iyice ısınmış arabamıza döndük.
Hem uzun yolda sıkılan çocuklar için bir mola vermiş olduk, bacaklarımızı esnettik, hem de yolun geri kalan kısmı için yeni bir gündemimiz oldu. Eve döndükten sonrası için çocuklar anlatacak bir şeyi daha dağarcıklarına eklemişti. Yaşar Kemal’in Demirciler Çarşısı Cinayeti romanında söylediği “O güzel atlar” bunlardı galiba….



