Gezimizin üçüncü gününde Kars’a gidiyoruz. Ama Artvin’den Kars’a giderken güzelliğinden dolayı gözlerimizin bayram ettiği Şavşat’dan geçiyoruz. Böyle bir güzellik pek az yerde gördüm. Dağların eğimleri, kıvrımları, yeşilin tonları, yeşilin mavi ile birleşimi ve uyumu, tepelerdeki rengarenk çiçekler insanı büyülüyor.
Aşvşat’a yolunuz düşerse Yavuzköy Seyir Tepesi’nde duraklamadan, manzarayı gözlerinizden içinize, kalbinize doğru nefes alır gibi çekmeden dönmeyin.
Şavşat’dan sonra Ardahan ve Çıldır Gölü’nün kenarından geçerek Kars’a doğru yol alıyoruz. Birden coğrafi yapı değişiyor, dağlar yerini düzlüklere bırakıyor. Yolun her iki tarafında da meralar ve meralar üzerinde farklı farklı bitkiler ve kendinizi Orta Asya düzlüklerinde gibi hissedeceğiniz serbestçe dolaşan atlar karşınıza çıkıyor.
Çıldır Gölü Türkiye’nin büyük göllerinden biri, biz Çıldır’a gelmeden bir gün önce gölün üzerinde kullanılmak üzere bir gemi hizmete alınmış. İskelede gemiyi ve bir gün önceki törenden kalanları izledik.
Bir sonraki durağımız da serhad şehri Kars oldu. Namık Kemal’in dedesi 1850’li yıllarda Kars’da görev yapıyormuş ve Namık Kemal’de 2 yıl burada dedesi ile birlikte yaşamış. O tarihte yaşadıkları konak bugün Namık Kemal Kars Aşıklar Kültür Evi olarak kullanılıyor. Burada Aşık Mahmut tarafından karşılandık ve bize özel bir aşık karşılaması izledik.

Bizim için de çok farklı bir deneyimdi, ama çocuklar için çok ilginç ve unutulmaz bir anı oldu. Karşılarında birisi canlı olarak saz çalıyor, şarkı söylüyor, söylediği şarkıyı o anda uyduruyor, şarkının içinde espriler, bizimle ilgili benzetmeler, o güne özel notlar, hava durumundan bile bahsediyor, daha ne olsun?
Kars’a gelinip de yapılmadan dönülmemesi gereken bir başka şey de kaz eti yemektir herhalde. Biz de bu kurala uyduk. Kars Kaz Evi’nde, kaz eti yedik. Ben daha yumuşak ve daha az yağlı etleri damak tadıma daha uygun buluyorum. Belki havanın 40C olmasından dolayı da biraz gözüme yağlı gözükmüş olabilir. Ama yine de lezzetliydi. Kaz etinden başka mantıları, bir çeşit bulgur pilavı olan yiyoruz. Ev baklavası oldukça lezzetliydi, ayrıca domaç helvası adında da bir tatlıları var. Restoran bir aile işletmesi ve başında da ailenin hanımı Nuran Hanım var. Kadın eli değen yerlerde yemekler, hizmet, temizlik, anlayış başka oluyor.
Kars tarihi yönden çok zengin bir şehir, şehir merkezi, Rusların hakim olduğu dönemde yapılan taş yapılar ve o amanın imar yapısı ile öne çıkıyor. Aslında bizim şehirlerimizde pek görmeye alışık olmadığımız geniş caddeler, büyük taş yapılar, resmi kurumlar halen kullanılıyor, ama pek çoğunun dış görüşünden oldukça bakımsız olduğu göze çarpıyor.
Keşke bundan 100-150 yıl öncesinde yapılan bu sistemi bozmadan devam ettirebilmiş olsaydık. Sadece resmi kurumlar değil, bazı özel mülkler de aynı şekilde çok estetik olarak geçip giden zamanı seyrediyor ama çoğu maalesef zor bir hayat geçirdiklerini göstermek istercesine yıpranmış yüzleri ile karşılıyor bizi. Kars’da ayrıca Harakani Türbesi, bugün cami olarak kullanılan 12 Havariler Kilisesi’ni ziyaret ediyoruz.
Bu şehirde adı ile bizi çok etkileyen Katerina Sarayın’da konaklıyoruz, ama maalesef aldığımız hizmet bizi adı kadar etkileyemedi. Bulunduğu bölgede maalesef pis bir rutubet kokusu var. Ayrıca yemekleri ve odalardaki tekstil ürünleri de çok yetersizdi. Bu konuda düşüncelerimi otel sorumlularına da ilettim. Tekrar Kars’a gidecek olursam bu konularda kendilerini yenilemiş olmaları koşulu ile kalabilirim.
Yarın Ani Harabelerini anlatacağım. Orası da muazzam ayrı bir zenginlik.