Haftasonu Yalova Gezisi

Geçtiğimiz hafta sonu Orhangazi ve Yalova’ya gittik. Hem size bu gezimizde gördüğümüz, yaptığımız şeyleri aktarmak, hem de bu bölgede görülecek diğer yerleri  iletmek istedim.

Biz sabah 8:30’da Istanbul Anadolu yakasından hareket ettik ve Osman Gazi Köprüsünü kullanarak saat 10:00 Orhangazi’de göreceğimiz kivi bahçemize vardık. Kasım ayı kivi meyvesinin hasat dönemi ve biz de bahçede bizim için ayrılan ağaçlardan kivi topladık.

Kivileri çantalarımıza doldurduktan sonraki durağımız Yalova’da Atatürk’ün Yürüyen Köşk’ü oldu.

Öncelikle Yalova ve Atatürk ilişkisinden bahsetmek gerek diye düşünüyorum. Atatürk’ün İstanbul ve Ankara dışında en uzun süre yaşadığı, kaldığı yer Yalova. Kendisi Yalova için benim kentim demiş. Yalova’nın iklimi, bitki örtüsü, denizi, İstanbul’a yakınlığının verdiği avantaj gibi pek çok nedenle önce Atatürk’ün ilgisini ve sevgisini almış, daha sonra da tüm Türk halkının. Çünkü bildiğiniz gibi Yalova ve civarında pek çok yazlık ev bulunuyor. Bu da insanların bu bölgeye olan ilgisini gösteriyor. Atatürk’ün Yalova’da 3 evi olmuş. Öncelikle ilk geldiği zamanlarda Baltacı Köşkü’nde kalmış. Daha sonra kendisi biri Termal’de, diğeri de Çiftlikköy tarafında iki çiftlik satın almış ve içlerine birer ev yaptırmış. Bunlardan biri Termal Atatürk Köşkü, diğeri de Yürüyen Köşk.

Yürüyen Köşk oldukça küçük ve mütevazi bir ev olarak inşa edilmiş. Köşkte mutfak yok, sadece küçük bir çay-kahve ocağı bölümü var, yemekler Termal’deki köşkten buraya getiriliyor. Ayrıca gece kalmak için hazırlanmış bir yatak odası da bulunmuyor.

Binanın alt katında bir salon ve misafirler için bir oda ve küçük bir çay ocağı yer alıyor. Üst katta ise biri kendisi için dinlenme odası, diğeri de yaverleri/korumaları için yapılmış bir başka oda ve bir de banyo yer alıyor.

Yürüyen Köşk’te bizi gezdiren rehberlerden dinlediğimiz kadarı ile buradaki neredeyse her şey ithal. Banyo seramikleri, çatal kaşıklar, yemek takımları, avizeler ve diğer cam eşyalar, mobilyalar vs. Atatürk bunları yurtdışından getirtmiş ama diğer taraftan bunların kendi ülkesinde üretilemiyor olmasına da üzülerek daha sonra hemen Halı Fabrikası, Paşabahçe Cam Fabrikası, Porselen Fabrikası ve Mobilya Fabrikaları gibi pek çok üretim alanının kurulması için çalışmış. Binanın camları özel bir kristalden yapılmış, bu nedenle ses geçirmiyormuş. Atatürk önemli devlet konularını en çok yaşadığı kentlerden biri olan burada da görüştüğü için ses yalıtımına özel bir önem vermiş. Binanın ne kadar mütevazi olduğunu görünce Osmanlı döneminde ya da cumhuriyet döneminde yapılan diğer saray ve köşkler ile karşılaştırıldığında Atatürk’ün ne kadar gözü tok, doygun bir lider olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz. O binaların ihtişamındansa, kendi yaptıkları, eserleri ile anılıyor. Yaptırdığı ve yaşadığı mekânlarda ise onun ne kadar ileri görüşlü, doğa sever, o devirde kimsede olmayan çevre bilincine nasıl sahip olduğunu görülüyor.

Ayrıca, Atatürk’ün o meşhur kahve fincanı elindeki fotoğrafı da bu köşkte çekilmiş.

Annesi Zübeyde Hanım, Atatürk için iki yorgan dikmiş ve bu yorganlar da Yürüyen Köşk’te saklanıyor.

Yürüyen Köşk’ün hikâyesi de oldukça düşündürücü. Köşk’ün yapılacağı alana karar verilmiş, önüne de denizden ulaşılması için bir iskele yapılmaya başlanmış. Binanın temelleri atıldıktan sonra Atatürk inşaatı görmeye gelmiş ve geldiğinde, yapının yan tarafındaki yüzyıllık çınar ağacının binaya çok yakın olduğu için kesileceğini öğrenmiş, ama buna izin vermemiş. Yapının temellerinin doğuya (ağaçtan uzağa) taşınmasını istemiş ve kendisi nasıl taşınacağının bir mühendis dikkati ve hesabı ile yapmış. Dünyada bu şekilde taşınan ilk bina Atatürk’ün mühendisliği ile taşınan bu bina olmuş. Daha sonra benzer uygulamalar dünyanın başka yerlerinde de, Atatürk’ün yöntemi örnek alınarak yapılmış. Bina demiryolu rayları üzerinde; ki en uzun ray 4,1 m olduğu için, ancak bu kadar kaydırılabilmiş, iki ray olursa ek yerinde temeller zarar görebilir diye düşünülerek bu mesafe ile yetinilmiş. Daha önce yapılmış olan iskele binanın tam karşısında planlanmasına rağmen bina kaydırıldığı için yan tarafta kalmış. Müzenin giriş ücreti 2 TL.

Yürüyen Köşk’ün yan tarafında, oldukça şirin bir kafeterya da var. Burada Atatürk gibi denize karşı, ulu ağaçların gölgesinde kahvenizi içebilirsiniz ve onun büyüklüğünü bir kez daha anabilirsiniz. Ayrıca ayıkanlar kahvaltılıklar, tost gibi atıştırmalıklar yiyebilir. Aynı Atatürk’ün mutfağı olmayan Yürüyen Köşk’te yaptığı gibi.

Bizim Yürüyen Köşk’ten sonraki durağımız Karaca Arboretum oldu. Burası canlı bir ağaç müzesi.

Arboretum 1980 yılında Hayrettin Karaca tarafından kurulmuş, dünyanın pek çok yerinden getirilmiş 7 bin ağaç türünü barındırıyor. Burası da çok büyük emekler ile oluşturulmuş bir müze. Arboretum rehber eşliğinde 30-45 dakika arasında geziliyor ve giriş ücreti 10 TL. Biz sonbaharda geldiğimiz için oldukça şanslıydık, çünkü yeşil, sarı, kahverengi, kızıl-kırmızının her tonunu ve bu renklerin doğada birbiri ile nasıl uyumlu olduğunu doyasıya seyrettik ve manzaranın güzelliğini içimize çektik.

Biz bu doğal güzelliklere doyduk ama açık havada karnımız çok acıktığı için yemek yemek üzere Yenimahalle Köyü’nün çıkışında yer alan Gölova Et Lokantası’nda öğle yemeği molası verdik. Restoran Gökçedere Baraj Gölü’nün manzarasına ve Termal’in bitki örtüsüne sahip bir lokasyonda yer alıyor. 21 yıllık bir aile işletmesi, et lokantası dışında hafta sonları sabah kahvaltısı servisi de yapılıyor. İşletmenin sahibi Of’lu Ali Bey’in silah koleksiyonu da burada sergileniyor.

Gezimizin bir sonraki durağı Termal Atatürk Köşk’ü oldu. Atatürk hem bu bölgenin bitki örtüsüne hayran kaldığı için, hem de termalin sularında şifa aradığı için buraya gelmek istemiş ve bu bölgede yine mütevazi ahşap bir köşk yaptırmış. Köşkteki mobilya ve malzemeler İstanbul’daki saray ve kasırlarda kullanılmayan ve depolarda bekletilen ürünlerden seçilerek buraya getirilmiş. Köşk’de Atatürk’ün kendi odası dışında kız kardeşi Makbule Hanım ve manevi kızları Sabiha Gökçen, Afet İnan ve Zehra Aylin’e ait birer yatak odası bulunuyor. Ayrıca misafir kabul salonları ve yemek odaları da var. Bu köşkte de yemek pişirilen bir mutfak yok, yemekler biraz ilerideki müştemilat binasında pişiriliyor ve servis kapısından köşke alınıyor. Bunun nedeni, eğer mutfak olurda yemek pişerse bunun çeşitli etkileri olabilir: ahşap binalarda yangın riski, mutfakta çalışan kalabalık personelin bilgi gizliliği ve güvenlik gibi konularda gerekli dikkati göstermemesi ya da hoş olmayan yemek kokularının küçük yapılarda tüm binayı sarması. Araştırmacılar, bu gibi nedenlerle köşklerde mutfak yapılmadığı ifade ediyorlar.

Köşk geçmiş yıllarında ağaçların arasına adeta gizlenmiş gibiydi ve yanına varılmadan görmek pek mümkün olmuyordu. Şimdi maalesef hemen yanına yapılan büyük yapılar ve bu yapılar için açılan yollar nedeni ile bana daha kel ve sevimsiz geldi. Köşkün hemen üst tarafına TBMM tarafından bir misafirhane inşa edilmiş, şu anda bu misafirhanenin genişletilmesi çalışmaları nedeni ile de etrafta yeni bir inşaat hareketi devam ediyor. Bu da müze için hoş olmayan görüntüler oluşturuyor. Müzenin giriş ücreti 5 TL.

Termal’de bunların dışında tarihi hamamlar, farklı rahatsızlıklara şifa veren sıcak suların olduğu yerler görülecek yerler arasında. Mide suyu, ayak suyu, göz suyu, nefes için buhar kürü gibi tedavi noktaları gezilecek yerler arasında.

Ayrıca, Termal’de dönemin ilk sinemalarından olan sinema binası kafeterya olarak restore edilmiş ama şu anda kapalı. Yine bu bölgedeki iki tarihi köşk Limak Otel tarafından restore edilerek otel olarak hizmete açılmış, ama ben bu binaların eski mekruh hallerini hatırlıyorum, gerçekten bir sanat eseri kadar güzellerdi, şimdi yeni hallerinde aynı güzelliği nedense bulamıyorum. Belki de hiç restore edilmeden mekruh olarak kalsalar ben daha çok beğenirdim.

Termalde eskiye oranla yapılaşma çok hızlı ilerliyor, çok binalar yapılıyor, binlerce ağaç kesilmiş, oysa burası Atatürk tarafından 1929 yılında Türkiye’deki ilk Arboretum olarak tespit edilmiş bir yer, şu anda sit alanı, tarihi koruma alanı ve doğal koruma alanı, ama maalesef sanki her bakımdan korunmama-tahrip edilme alanı olarak kalmış.

Biz Termal gezisinden sonra İstanbul’a hareket ettik. Açık hava, meyve bahçesi, dalından meyve toplamanın zevki, sonbaharın hüzünlü güzelliği, Cumhuriyet ve Atatürk ile dolu bugün bizi çok doyurdu. Tüm gezilerinizin sizi böyle doyurması dileğiyle…

Yalova ve Orhangazi’de Yemek

Orhangazi kasapları ve köftesi ile meşhur. Bursa-Yalova yolu üzerinde pek çok köfteci bulabilirsiniz. Ama bizim ve Orhangazi’nin yerli halkının her zaman tercih ettiği yer Orhangazi merkezde yer alan Dostlar Izgara Salonu. Küçük ve mütevazı görüntüsü ve kalabalık olmayan menüsü ile her zaman temizlik, servis ve lezzet ile ön plana çıkıyor.

Yalova’da yemek yemek için gidilebilecek yerler arasında et ve kebap lokantası Divan Restoran, Yalova Merkezdeki Balık Lokantaları, Özdilek Avm’nin içindeki Safahat Lokantası yine Çiftlikköy’deki Yıldız Pide kalitesi ve lezzeti ile öne çıkan yerler arasında.

Ben çocukken Yalova’nın sebzesi-meyvesi meşhurdu, insanlar İstanbul’dan günübirlik pazara gelirdi, ama şimdi pazarlar İstanbul’daki diğer pazarlardan pek de farklı değil. Bu nedenle sebze-meyve alışverişi konusuna değinmiyorum. Yine de civar köylerin pazarlarına denk gelirseniz uğrayabilirsiniz.

Yalova’da Görülecek Diğer Yerler

Ayrıca Yalova civarında başka pek çok yakın lokasyonda turistik niteliklere sahip. Bunlardan bazıları Çınarcık, Subaşı, Karamürsel, Atlınova, Gökçedere gibi yerler. Ayrıca Yalova’da trekking rotalarından Su Düşen Şelalesi, Erikli Yaylası ve Erikli Çifte Şelale’de mevsime ve yürüme performansınıza göre görülecek yerler listesine dahil edilebilecek yerler arasında.

Yalova’da sadece bir gün geçirdiğimiz için bizim zamanımız yetmedi ama sizin zamanınız olursa gezilip görülecek diğer yerler de şunlar: İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi, Yalova Kent Müzesi, Baltacı Köşkü, Çiftlikköy’deki Kara Kilise, Subaşı Beldesindeki Göç Müzesi gibi pek çok müze ve tarihi kalıntı görülecek yerler listesinde yer alıyor.

Zamanınız olursa Çiftlikköy Sahil ya da Yalova Sahilinde yürüyüş yapabilir, deniz havası alabilirsiniz.

One comment

  1. Esin’cim güzel yazılarını okudum. Yürüyen köşkte biz de bir aksam üstü Yeşim, Sevgi abla ve Hulusi abiyle birlikte güzel bir vakit gecirmisligimiz var. Yazılarını okumaya devam edeceğim. Cokk sevgiler….

    Beğen

Bir Cevap Yazın