Bu hafta sonu İstanbul’da kaldık. Hava güzeldi ve çocuklarla birlikte İstanbul’da bir kültür gezisi yapalım dedik ve fazla yorucu olmayan bir Cumartesi gezisi planladık. Gezimiz kısaca Karaköy ve İstanbul Modern Sanat Müzesi’ni kapsıyor.
Bizim evimiz Anadolu Yakasında olduğu için, Kadıköy’e gelerek vapur ile Karaköy’e geçtik. Çocuklar karşı yakaya geçeceğimiz zamanlarda genellikle araba ile geçtikleri için vapura binmek onlara eğlenceli geliyor. Hem İstanbul’un tarihi yapılarını, boğazı, vapurları, gemileri seyrediyorlar, hem de kimi zaman farklı insan profillerini ilgi ve merakla karşılıyorlar.
Karaköy’de vapurdan indikten sonra ilk durağımız ünlü şarküteri Namlı Gurme’de kahvaltı etmek oldu. Kahvaltımız hem Namlı’nın zengin büfesi nedeni ile, hem de bizim kahvaltıda keyif yapma alışkanlığımız nedeni ile oldukça uzun sürdü. Namlı’da her bütçeye ve her damak zevkine uygun kahvaltı edebilirsiniz. Ama biraz geç kalırsanız kapıda hızlı ilerleyen ama uzunluğu ile göz korkutan bir kuyrukta 5-10 dakika beklemek zorunda kalabilirsiniz. Bu nedenle benim tavsiyem sabah saat 10’dan önce orada olmanız yönünde olur.

İkinci durağımız gezimizin asıl amacı olan İstanbul Modern Sanat Müzesi. Karaköy İskelesi’nden ve Namlı’dan yürüme mesafesindeki İstanbul Modern’e 10 dakikada yürüyerek kolayca ulaştık. Yolda Tophane Çeşmesi’nin yanından geçtik. Tarihi çeşme benim her zaman çok estetik bulduğum bir yapı. Çeşme şu anda çeşme olarak kullanılmıyor ve suyun akacağı bölümlere evsizler yatak yorgan sererek içlerinde uyuyorlardı. Bu görüntü her bakımdan çok üzücü olmakla birlikte, bizim kızlar için değişik bir görüntü oldu. Hayatın her zaman çok konforlu, çok kolay olmadığını da görmüş oldular. Çeşmenin biraz ilerisinde de Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin binaları var. Bu binalar da tarihi ve hoş binalar. Güzel Sanatlar Fakültesinin, insanı tasarlayanların estetik duygusuna hayran bırakan eserler içinde yaşamaya devam etmesi çok güzel.
İstanbul Modern Sanat Müzesi 2004 yılından bu yana faaliyette olan, interaktif müzeciliği benimsemiş ve her yaşa hitap eden bir modern sanat müzesi. Müzenin internet sayfası oldukça iyi hazırlanmış ve Müze hakkında ihtiyaç duyabileceğiniz her şeyi içeriyor. http://www.istanbulmodern.org
Bütün müzeyi gezmemiz 3 saat sürdü. Bazı eserler çocukların çok çok ilgisini çekti ve uzun uzun incelediler, hatta bazılarını ikinci, üçüncü defa tekrar tekrar görmek istediler. Belki bu nedenle de gezimiz uzun sürdü. İstanbul Modern’in Kütüphanesi ve giriş katındaki sergi salonu şu anda ziyarete kapalı ve duyduğuma göre Galata Port Projesi nedeni ile Müze bir süre farklı bir yerde hizmet verecekmiş. Bizim müzeyi bugünlerde ziyaret etmek istememizin bir nedeni de buydu.
Müze içinde çocuklar için çok farklı etkinlik ve sanat atölyeleri yer alıyor. Her yaş grubuna uygun atölyeler hafta sonları için planlanıyor ve önceden rezervasyon yaptırarak bu atölyelere çocuklarınız ve içeriğe göre bazen de sizler çocuklarınız ile birlikte katılabiliyorsunuz. Hafta sonu atölyelerinin ücreti çocuklar için 25 TL, ikinci çocuk fiyatı 12,5 TL. Bir de önümüzdeki günlerde Sömestr tatili süresince yapılacak çocuklara yönelik atölyeler bulunuyor. Bu atölyeler sanırım biraz daha kapsamlı ve fiyatları da hafta sonuna göre oldukça yüksek, ama yine de incelemeye değer.
Müze içinde gezebileceğiz sergiler, müzenin kalıcı eserleri ve geçici sergilerden oluşuyor, siz ne zaman ziyaret etmek isterseniz sergilerin içeriklerini önceden inceleyebilirsiniz.
İstanbul Modern’in internet sayfasında geziniz, katılacağınız atölyeler, çocuklarınızla yapabilecekleriniz, onları müze ziyaretine nasıl hazırlayacağınıza dair bilgileri bulabilirsiniz. Aşağıya eklediğim link ile de müzenin aile ile ziyaret sayfasına ulaşabilirsiniz.
http://www.istanbulmodern.org/tr/ziyaret/aileyle-ziyaret_918.html
Ayrıca müzenin geniş pencerelerinden İstanbul ve deniz manzarası da görülmeye değer. Müzede yorulursanız kafeteryasında biraz soluklanabilir, bir kahve molası verebilir, ya da acıkırsanız mükellef bir yemek yiyebilirsiniz. Kafeteryaya hem müze içinden geçilebiliyor, hem de müzeye girmeden ayrı bir giriş kapısından girerek hoş bir yemek yiyebilirsiniz. Ayrıca Kafeteryanın balkonu da denizin üzerinde ve çok keyifli bir yer. Bizim Namlı Gurme’de yaptığımız uzun kahvaltıdan sonra, başka bir şey yiyecek yerimiz kalmamıştı ama kısa bir kahve molası verdik. Martıları ve gemileri seyretmek, kış güneşinde açık havada soluklanmak hepimize iyi geldi.
Geri dönüş yolunda Kılıç Ali Paşa adına Mimar Sinan tarafından tasarlanan Cami, Külliye ve Hamam’ın önünden geçtik ve önünden geçerken de girip içeri bakmamak olmazdı. 600 yıl önce tasarlanmış, inşa edilmiş ve hala ayakta olup kullanılan yapılar hayranlık uyandırıyor. Camiyi gezdikten sonra kızlarla birlikte kadınlar hamamına da kapıdan baktık ve bilgi aldık. Hoş ve modern bir hamam konseptinde işletilmeye devam ediyor. Hamam sevenler aşağıdaki internet sitesinden ya da telefon ile bilgi alarak rezervasyon yaptırabilirler.
Dönüş yolundaki durağımız ise ailecek vazgeçilmez lezzetimiz Karaköy Güllüoğlu. Kızlar da bizim kadar mis gibi tereyağı kokan baklavalara bayılıyorlar. Karaköy’de Güllüoğlu 2 lokasyonda hizmet veriyor, biri Namlı’nın hemen yan tarafındaki restoranı, diğeri de biraz daha denizden uzakta olan üretim ve yönetim ofislerinin giriş katındaki satış bölümü. Biz daha rahat bir ortam, aynı ürünler, aynı şirket diye düşünerek bu bölümde durakladık. Ama itiraf ediyorum ben bu lezzeti evde yemeyi tercih ederdim. Çünkü içeride havalandırmalar ve koku sıkan makineler çalışmasına rağmen, ağır ve nahoş bir koku vardı, beni çok rahatsız etti. Bir de baklavalar ılık servis ediliyor, baklavayı ılık sevmediğimi fark ettim.
Bu arada itiraf etmeliyim, Karaköy ben gelmeyeli çok çok değişmiş. Karaköy’den Tophane’ye doğru çıkan sokaklarda çeşit çeşit kafeler, restoranlar, barlar açılmış. Buralarda da soluklanmak, farklı mekanlarda farklı lezzetler tatmak mümkün. Bu kafelerin arasında da eski Karaköy esnafları, av, balıkçılık malzemesi satan dükkânlar arada hala yer alıyor. Bir de ünlü kolonyacı Eyüp Sabri Tuncer ve Rebul’un yan yana birer dükkânları var. Bunlar da sabun, kolonya, oda parfümü gibi ürünler almak için iyi bir durak olabilir. Bu küçük dükkanlar, bana Avrupa’da uzun senelerdir üretim yapan aile işletmeleri hatırlattı. Bizim de böyle uzun seneler, nesilden nesile devam eden yerli markalarımızın olması bana gurur verdi.
Biz kolonya ve sabunlarımızı aldıktan sonra yine geldiğimiz yoldan vapur ile Kadıköy’e geçerek evimize dönüyoruz.
Bu bölgeye gelirken özellikle dikkat etmek gereken bir konu ayakkabı seçimi olmalı. Karaköy’ün sokakları maalesef eski yapılarda devam eden tadilatlar ve yolların, kaldırımların kırık dökük taşları nedeni ile oldukça çamurlu. Bir de Müzeye ulaşmak için Galata Port projesinin giriş bölümünden geçmek gerekiyor. Burası da malum büyük bir inşaat alanı olduğu için balçık kıvamında çamur içinde. Eğer müzeye aracınızla gelip, aracı müzenin otoparkına bırakacaksanız, çamurlu bölümü arabanız ile geçtiğiniz için çamura bulanma tehlikesi olmayacaktır. Ama bizim gibi Karaköy’de yürümek ya da Müzeye arabasız gelecekseniz mutlaka kolay temizlenebilir ayakkabıları tercih edin. Biz ne kadar temizlesek de müzede ayakkabılarımız beni maalesef utandırdı.
Dönüş yolunda bugün neler gördüğümüzü, yolda biz en ilginç gelen şeyin ne olduğunu, müzede en çok neyi beğendiğimizi birbirimize anlatarak eve döndük. Sabah evden çıktığımızda ise bugün neler yapacağımızı, Müze’de neler göreceğimizi konuşmuştuk. Bu gezimiz hepimize çok iyi geldi ve en kısa zamanda İstanbul Modern’e tekrar gelmeye karar verdik.
İstanbul’da çocuklar birlikte yapılacak o kadar çok aktivite varki, aslında hepsini planlamak ve yapmak istiyorum ama maalesef diğer gezilerden ve günlük uğraşlardan fazla zaman kalmıyor. Benim çocuklarla birlikte gitmeyi en çok sevdiğim yerlerden bazıları şunlar:
Beylerbeyi Sarayı, Anadolu Yakasında, yoğun turist kalabalığı olmuyor, bahçesi sakin ve çok güzel, sarayı çocuklar yorulmadan, ilgileri dağılmadan keyifle gezilebiliyorlar. Küçüksu Kasrı ya da Ihlamur Kasrı da benzer özelliklerdeki müzeler, bence yine sakin bir kültür ve dinlence gezisi için vazgeçilmez noktalar.
Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayına göre çok daha kalabalık ve büyük ama onun da bahçesi, yapı ve içindeki mobilyalar farklı geliyor. Özellikle Atatürk ile ilgili bölümü çocukların çok ilgisini çekiyor. Bahçesindeki kuşlar bölümü ve Saat Müzesi de çocukların sıkılmadan ve yorulduklarını hissetmeden gezmelerini sağlıyor. Yine Dolmabahçe Sarayı’nın Beşiktaş tarafındaki Milli Saraylar Resim Müzesi ve Saray Koleksiyonları Müzesi sizleri ve çocuklarınızı fazla yormadan ve dikkatlerini kaybetmeden gezebilecekleri yerler. Hem de ulaşımı kolay ve müzeden çıktıktan sonra yapacak farklı pek çok şey de müzelerin etrafında yer alıyor.
Bizim çocuklarla birlikte gitmeyi çok sevdiğimiz başka bir müze de Koç Sanayi Müzesi, her gittiğimizde çocukların yaşlarına ve değişen ilgilerine göre müzenin farklı bölümlerinde daha çok zaman geçiriyoruz. Her çocuğun ve hatta her yetişkinin ufkunu genişletecek bir müze.
Koç Ailesi, Eczacıbaşı Ailesi gibi sanatsever ve eğitim/kültür alanlarında ülkemize yatırım yapan ailelerin çoğalması dileğiyle…